DİNİ BİLGİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİNİ BİLGİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DUADA ELLERİ TERS ÇEVİRMENİN SÜNNETTEKİ YERİ



Bu hususta Peygamberimizin (a.s.m ) tatbikatı belli ve açıktır. Sahabilerin ifadesine göre , Peygamberimiz ( a.s.m ) ellerini göğüs hizasına getirip, avuç içlerini yüzüne meyilli olarak açar , dua buyururlardı. Hatta yağmur duası esnasında ellerini iyice yukarı kaldırdığını ve koltuk altlarının beyazlıkları görülünceye kadar dua ettiğini on yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes bin Malik bildirmektedir. 

Peygamberimizin ( a.s.m ) yağmur duası dışındaki dualarında ellerini fazla kaldırdığı rivayet edilmektedir. Allah'tan birşey isterken veya arzu etmediğimiz bir şeyden korunmak için dua ettiğimizde ,ifadelerimizde değişiklikler olduğu gibi , duruşunda da farklılık vardır .

Sahih- i Müslim'in Şarihi ve Şafii mezhebinin büyük alimlerinden İmam-ı Nevevi Hazretleri bu hadisi açıklarken şöyle demektedir : 

'' Bizim alimlerimizden bir cemaat ve diğer bazı alimler kıtlık ve benzeri belaların defi için edilen dualarda elleri kaldırıp avuçların sırtlarını semaya çevirmiş ,Allah'tan bir şey isterken de avuçların içini semaya kaldırmanın sünnet olduğunu , bu hadisi delil getirerek söylemişlerdir. ''

ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ


Ey cennet yolunun yolcusu Müslüman kardeşim ! Ey Allah diyen mümin kardeş ! 

Allâhü Teâlâ , mümin Müslüman kullarını affetmek için sebebler , bahâneler , aylar , günler mevsimler , geceler , saatler halk etmiş ( yaratmıştır ) . 

Allâhü Teâlâ , bazı günleri bazı günlerden üstün ve faziletli kılmış. Bazı geceleri bazı gecelerden daha değerli yaratmıştır. Bütün bu hikmet ve incelik gizli durumları biz kullarının menfaatlanmaları için yapmıştır.

Cenâb-ı Hak , Zümer süresinde şöyle buyurmaktadır :

'' Ey Resulüm! Ey sevgili Habibim ! benim tarafımdan ümmetine de ki , ey günah işlemekle nefislerine karşı israfta bulunan kullarım ! Allah'ım rahmetinden ümidi kesmeyiniz.

Çünkü Allâhü Teâlâ , şirk ve küfürden başka , dilediği kullarından bütün günahları bağışlar . Çünkü O gafür'dur çok bağışlayıcıdır , Rahîmdir. ''

Ey Hak yolcusu ! En büyük israf ömür sermayesini boşa geçirmektir. İsraf , denince birkaç kuruş paranın boşa harcandığını sanma . Evet o da israftır. Ama asıl israf ömür sermayesini boşa harcamaktır .

İnsan boşa harcanan parayı belki kazanabilir. Fakat geçen ömrünün bir dakikasını binler yüz binler harcasa yine de geri alamaz .

Üç aylar Allâhü Teâlâ 'nın rahmet denizinin coştuğu mübarek günlerdir. Ömürlerini boşa geçirmiş kimseler kendilerine gelip bu rahmet günlerinden yararlanmalıdırlar. 

Bu rahmet günlerinden , faydalanmak isteyen akıllı Müslümanlar ,önce günahlarından tevbe etmelidir. Bırakmış , yapamamış olduğu ibadetlerini yapmaya koyulmalıdır. Bol bol dua ve zikirlerle meşgul olmalıdır. 

Bu mübarek üç aylara gelecek sene kimin yetişip kavuşacağı hakkında elde bir senet yoktur . Onun için bu kavuştuğumuz mübarek üç ayları ibadet ederek ihya etmeliyiz.

ALLAH'IN SEVDİĞİ İKİ KELİME



'' Subhânallâhi ve bihamdihî . Subhânallâhil'azıym. ''

Manası : Allah Teâlâ'yı teşbih ederim , hamd O'na mahsusdur . Azim olan Allah'ı tesbih ederim demektir.

İzah 

Subhân : Noksan sıfatlardan tenzih etmek , uzak tutmak demektir.  Aynı zamanda kemal sıfatlarla mutasıf olmak manalarını içine alır. Subhân , Cenâb-ı Hakk'ı bütün eksikliklerden , noksanlıklardan uzak tutarak , bütün kemal ve yükseklik , yücelik ifade eden sıfat ve niteliklerle vasıflamak demektir

Hamd : Bütün varlıkların Cenâb-ı Hakk'a öğme ve senâda bulunmaları demektir. Öğme ve öğülme hakkı ancak Allah'a mahsusdur . Bütün varlıkların hamdetmeleri Allah'a aittir. Hamd geniş manalı bir kelimedir ki , hamd ancak Allah'a yapılır .

MÜSLÜMAN KADININ KIYAFETİ

Dinimizce kadın, örtünmekle emrolunmuştur. Kadının örtünmesine '' TESETTÜR'' denir. Her memleketin örtünme hususundan örf ve adetleri vardır. Bir memleketin adetlerine göre örtünen bir kadının kıyafeti eğer islami ölçülere uygunsa olduğu gibi bırakılır. Kadının yüzü, ellerini ve ayaklarını örtmek mecburiyeti yoktur. Örterse takvadır. Bu üç yerin dışında vücudunun her yerini kendisiyle ev-lenmesi caiz olan erkeklerden mutlaka saklanması ve göstermemesi farzdır. 

Ayrıca: 
Bir kadının, erkek tarafından giyilen elbiseleri giymesi dinen caiz değildir. Kadının içini göstericek kadar şeffaf elbise giymesi de caiz değildir. Kadın vücudunun hatlarını belli edecek kadar dar elbise de giyemez. Kadın evindeyken, dışarıdan görülme ihtimali olmayan yerlerde başını ve kollarını açmakta bir mahzur yoktur. Yeter ki kendine yabancı olabilecek kimselere görünmesin. 

Annesi, babası, kardeşleri veya müslüman olan yabancı bir kadının yanında kollarını diz kapağından aşağısını yüzünü ve saçlarını göstermesinde de bir mahzur yoktur.

ZEMZEM SUYUNUN BİLİNMEYEN MUCİZELRİ

Zemzem suyunun ezan okunduğunda berraklaştığını ifade eden Japon bilim adamı Dr. Masura Emot, ""Zemzem, çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor. Yapısı çok farklı. Bu, onu dünyadaki diğer elementlerin efendisi yapıyor" dedi.

Edinilen bilgiye göre Ren Nehri'nin suyundan içen kişinin enerjisinin azaldığını belirleyen Alman bilim adamı Dr. Knut Pfeiffer, bir miktar zemzem bulup içti. 35 dakika sonra da rahatladığını hisseden Dr. Pfeiffer, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştı. Zemzemin mayalama özelliği bulunduğunu, bir bardağının bir kova şebeke suyunu temizlediğini, bu özelliğiyle bile enerji ve şifa kaynağı olduğunu tespit eden Dr. Pfeiffer, "Su her şart altında değişmiyor ama değiştiriyor. Çok acayip bir deney yaptım. Bir damla zemzem suyuna yüz damla normal su karıştırdım. Sonuçta gördüm ki suyun hepsi zemzeme dönüşmüş. Sonra bir damla zemzeme bin damla normal su karıştırdım. Hepsi zemzeme dönüşmüş. Zemzem'de büyük bir enerji var. Başkasını değiştirir ama kendi değişmez" dedi.

Japon bilim adamı Dr. Masura Emot ise, zemzem kristallerini mikroskop ortamında inceledi. Suyun kristal düzeninin değişen frekanslara göre farklılaştığını gören Emot, zemzem kristallerinin Kur'an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını fark etti. İncelemede her bir kristalin Kâbe-i Muazzama'ya benzeyen bir doku oluşturduğu anlaşıldı.

Dr. Emoto, zemzemin fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından yeryüzündeki bütün sulardan farklı olduğunu belirterek, "Zemzem, çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor. Yapısı çok farklı. Bu, onu dünyadaki diğer elementlerin efendisi yapıyor" şeklinde konuştu...

HIZIR AS.HAKKINDAKİ BİLGİLERDEN

Hızır aleyhisselâm Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. Mûsâ aleyhisselâm ile görüşüp yolculuk etti. Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden değildir. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp garîblere, kimsesizlere yardım etmektedir. Mûsâ aleyhisselâm ile karşılaşmaları ve birlikte yolculuk yapmaları Kur'ân-ı kerîmin Kehf sûresi 60-82. âyetlerinde bildirilmiştir. (Râzî, İbn-i Hacer, Süyûtî, İmâm-ı Rabbânî)

Ebü'd-Derdâ radıyallahü anh bir gün Mekke-i mükerremede bir dağın üzerine çıktı. Orada hâlinden ve tavrından sâlihlerden olduğu anlaşılan birisini gördü. Yanına giderek "Bana nasîhat et" dedi. O da; "Nasîhat olarak ölüm sana kâfidir" dedi. Ebü'd-Derdâ; "Daha fazla nasîhat et" deyince, o da; "Gam, tasa bakımından kabri düşünmek kâfidir" dedi. Bunun üzerine Ebü'd-Derdâ, Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem huzûruna gelerek bu hâli haber verdi. Peygamber efendimiz; "O zât, kardeşim Hızır'dır" buyurdu. (Mevlânâ Abdurrahmân Câmi)

Âlimlerin çoğu Hızır aleyhisselâmın öldüğünü bildirdi. Eğer hayatta olsaydı, Peygamber efendimize gelir, birlikte Cumâ namazı kılar, sohbetinde ve cihâdlarında bulunurdu. (Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî)

Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerine, lâ ilâhe illallah, zikrini Hızır aleyhisselâm öğretti. (Hüseyn Vâiz-i Kâşifî)

Bir gün sabah vakti toplanmıştık. İlyas aleyhisselâm ile Hızır aleyhisselâm ruhânî şekillerde geldiler. Hızır aleyhisselâm rûhânî olarak dedi ki; "Biz ruhlar âlemindeniz. Allahü teâlâ bizim ruhlarımıza öyle bir kuvvet vermiştir ki, insan şeklini alırız. İnsanların yaptığı işleri bizim ruhlarımız da yapar. İnsanların yaptığı gibi yürürüz, dururuz, ibâdet ederiz". (İmâm-ı Rabbânî)

Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi kadir bil.

REGAİP KANDİLİ VE RECEP AYININ FAZİLETLERİ;

REGAİP KANDİLİ VE RECEP AYININ FAZİLETLERİ

Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.

Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb'in hepsini tutmuş gibi sevap verilir.

Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.)

Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.)

"Receb-i Şerîf'in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur." buyuruyorlar.

İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri:
-"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O'nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O'nu hiç oruç tutmayacak zannederdik." buyurmuştur.

Muhakkak zaman, Allah'ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye'l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır."

"Recep ayı Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır."

Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde

Hz. Peygamber şöyle derdi:
-"Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır."

Receb'in ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder.

Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez:
Faizci, Müslümanları aşağı gören,
ana babasına eziyet eden,
Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın,
çalgıcı, livata ve zina eden,
beş vakit namazı kılmayan. [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.]

• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.
-7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır.
-8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır.

On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi,
-"Geçmiş günahların affoldu" der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.

Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.

Hz. Aişe ( r.a ) validemiz,
-"Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi." buyuruyor.
Çünkü Hadis-i Şerifte,
-"Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum." buyururdu.

Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur.

PEYGAMBER (S.A.V.) İN DUA TARZI

Peygamber (s.a.v.), dua ederken koltuğunun altı görününceye dek ellerini kaldırır duadan sonra da ellerini yüzüne sürerdi. Dua ederken bazen yüzünü cemaate döndürür, bazen de kıbleye dönük olurdu. Yapmacık olarak kelimeleri kafiyeli, vezinli söylemekten sakınırdı. İbn Abbas, talebesi İkrime'ye diye şöyle demiştir: ''Duada seci'den sakın. Ben Peygamber ve Ashabına yetiştim. Onlar böyle birşey yapmazlardı.'' 

Peygamber (s.a.v.), kararlı ve kesin ifadelerle dua edilmesini emretmiş: ''Biriniz dua ederken kesin sözlerle dua etsin. Allah'ım! dilersen bana ver demesin. Çünkü Allah'ı zorlayan yoktur.'' demiştir. Duanın hemen kabul edilmesini istemekte menetmiş: ''Biriniz, acele edip dua ettim, kabul edilmedi demedikçe duası kabul edilir.'' buyurmuştur. 

Peygamber (s.a.v.): ''Duanızın kabul edileceğine kesin inanarak Allah'a dua ediniz ve biliniz ki Allah, gaflet içinde bulunan hiçbir kalpten yapılan duayı kabul etmez. 

Peygamber(s.a.v.) dua ederken cümleleri üç defa tekrar eder ve duasına ''Sübhane rabbiye'l-aliyyi'l-a-le'l-vehhab cümlesiyle başlardı. 

DUANIN ADABI

  1. Dua eden kimsenin kazancı helalinden olmalı. Üzerinde başkalarının hakkı bulunmamalı. Varsa helalleşmeli. 
  2. Dua etmeden önce tevbe istiğfar etmeli, manen temizlenmeli. Duanın kabul edilmesi için acele edilmemelidir. Talep edilen şeyin gecikmesini veya aynısının verilmemesini Cenab-ı Hakkın hizmetine verip, ''Duam kabul edilmedi'' dneilmemelidir.
  3. Dua etmeden  abdestli bulunmalı mümkünse gusledilmeli.
  4. Dua ederken kıbleye yönelmeli.
  5. Duaya Besmele, Allaha Hamd ederek ve başında ve sonunda Peygamberimize (a.s.m.) salavat getirmeli. Çünkü salavat, kabul edilmesinde şüphe olmayan bir duadır. iki kabul duanın arasında ihlasla yapılan bir duanın makbuliyet ihtimalide artar. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur
  6. .''Sizden biriniz dua etmek istediği zaman önce Allah'a hamd ve sena ile başlayıp sonra Peygambere salavat getirsin. Sonra da istediği duayı yapsın.
  7. Dua ederken elleri yukarı kaldırmalı, Avuçların içine duanın bir çeşit kıblesi olan Arş-ı Ala cihetine açmalı.


DUANIN MANASI VE ÖNEMİ

Dua, kulun Rabbine yönelip Ondan yardım dilemesidir. İnsan, gücünün yetmediği ihtiyaçlarını elde etmek, kendi kudretiyle erişemediği arzularına erişmek için Allah'a sığınır. Çünkü Allah'tan başka hiç kimse yoktur ki, Onun en gizemli arzularını duyup yerine getirsin, ihtiyaçlarını karşılasın. 

Dua bir ibadettir. Hatta ibadetin ruhudur.

Nasıl ki, bir çocuk elli yetişemediği bir ihtiyacını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar, ya ister; yani acizliğinin diliyle dua eder ve isteklerini elde eder.

İnsan dua vasıtasıyla Cenab'ı Hakk'a yaklaşır. Bu itibarla başa gelen çeşitli sıkıntılar ve belalar, insana acizliğini ve güçsüzlüğünü hatırlatıp onu Rabbine yönelmeye zorlaması cihetiyle Rahmettir. Çünkü insan bilhassa böyle vakitlerde ne kadar aciz ve caresiz olduğunu anlayıp sığınacak bir yer bulmaya muhtaç durumdadır. Dua bunun en güzel vesilesidir.

Dua bir ibadet olduğuna göre, onun sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle yapılması gerekir. Bunun için insan acizliği, yalnızlığını ve çaresizliğini bütün ruhuyla hissedip kendisine yardımcı olacak, korkulardan, endişelerden kurtaracak yegane zatın Allah olduğunu düşünerek ellerini semaya kaldırmalıdır. O yaratıcı sonsuz bir kudret, bir rahmet ve bir hikmet sahibidir. Bütün kainat Onun esiridir ve Onun izni olmadan yaprak bile kıpırdayamaz. Zaten varlıkların yaratılış maksadıda Hamd, Tesbih, Tekbirle Ona kulluk etmek değilmidir? İşte dua bundan dolayı ehemmiyet taşımaktadır.

DUA EDEN SIHHAT BULUYOR...

1960'lı yıllarda sadece şarkılara tema olan duanın, 90'lı yılların ortalarından sonra ciddi anlamda araştırma konusu olduğunu görüyoruz. Bu tarihten sonra ABD'deki ''Dua ve Sağlık'' konulu araştırmaların sayısı neredeyse ikiye katlandı ve çarpıcı sonuçlar çıktı. Söz gelimi, Michigan Üniversitenin araştırmasına göre; dindarlarda depresyon ve stres de az görülürken, Chicago daki Rush Üniversitenin araştırmasına göre de düzenli olarak ibadet ve dua edenlerde ki erken ölüm oranının; dine bağlı olmayanlara göre %25 daha az olduğu tespit edildi.

San Francisco Hastanesinde 393 kalp hastası üzerinde yapılan bir başka araştırmaysa 150 hasta için düzenli olarak dua edildi. Tanımadıkları kişilerin kendilerine dua ettiği bu hastaların, ilaç tedavisinde daha çabuk cevap verdikleri tespit edildi. Dua ile terapinin yoğun olarak kullanıldığı Duke Üniversitesinden kardıyaloglar da dua eden hastaların daha hızlı iyileştiği kanıtlandı. 

Öte yandan, inancın fiziki etkilerine yönelik bilim dünyasında sonuçları merakla beklenen son araştırmaysa İngilterede yapılıyor. İngiliz bilim adamları, teologlar ve beyin uzmanlarından oluşan bir grup, 2 yıl sürecek bir çalışma sonucunda ''Neden bazı insanların inançları güçlü bazılarının değil?'' , ''İnancın, acı üzerindeki etkisi nedir?'' sorularının cevabını araştırıyor.

Bu araştırmanın sonucunda İngilterede 1 milyondan fazla hristiyanın bağlı olduğu bir cemaatin sözcüsü Janet Holloway a göre araştırmalar; duanın hastalar üzerinde psikolojik etkisinin olduğunu kanıtlıyor ve ''birçok doktor alternatif terapiler arayışındayken bizde duayı bir alternatif olarak görüyor.'' diyor.

DUANIN FAZİLETİ HAKKINDA RİVAYET EDİLEN HADİS-İ ŞERİFLER

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Allah katında duadan daha değerli  birşey yoktur.'' 

İbni Ömer'in rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Şüphesiz dua başa gelmiş ve gelecek şeyler için faydalıdır. Onun için sık sık dua edin.''

Enes bin Malik'in rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Dua ibadetin özüdür.''

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Kim sıkıntı ve bela zamanında dualarının kabul edilmesini istiyorsa, bolluk ve rahatlık zamanında çok çok dua etsin.''

Selman-ı Farisi'nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Duadan başka hiçbir şey kazayı geri çeviremez. İyilik ve yardımdan başka hiçbir şey de ömrü uzatmaz.''

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

''Dua mü'minin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.''

NEDEN DUA ETMELİYİZ?

Bu soruyu aslında ''Neden dua etmemeliyiz?'' olarak sorsak yeri olacaktır. Yaratılmışların en şereflisi ''Eşref-i Mahlukat'' olarak adlandırılan insanoğlu dünyaya gözünü açar açmaz muhtaç konumuna gelir. Artık onun nefes almak için havaya, doymak için gıdaya, büyümek için de sağlıklı bir bedene ihtiyaç vardır. O anda başlar insanın yani küçük alemin serüveni. Her ihtiyacını sağlayan bir aracı verilmiştir kendisine. Anne sütü, gökyüzü güneşi, atmosfer havayı, denizler suyu temin eder. Bunların hepsini yaratan bir olan Allah'tır. Devamini sağlayan, insanı varlıkta durduran, açlık ve doyma hissini veren hep O'dur. 

''İnsan önce şükretmek gayesiyle duaya sarılır ki sabır gerektiren durumlarda da dua etmeye yüzü olsun.''

Dua ile çok şeyler olur. Hatta herşey ama herşey dua ile olur diyebilirim. 

Dua etmeliyiz... Çünkü muhtaç olmuşuzdur doğumla beraber Allah'a. Hatta anne karnında cenin halindeyken başlar ihtiyacımız yüceler yücesine... 

Plasenta denilen organla annemizin dolaşım sisteminden ayrıldığımız, rahim adındaki küçük bir organda su içinde büyüdüğümüz ''O savunmasız anlarda'' başlar beşeri zaaflarımız... 

Dua etmeliyiz... Çünkü faniyizdir dünyanın geçici düzeninde. Bu alemden diğerine geçerken yanımızda götüreceğimiz yegane değerdir dualar... Arkamızdan edilenler ve vaktiyle ettiklerimiz sonsuzlaşacak, bizler ancak o duaların hatrıyla kurtuluş bekleyeceğiz kıyamette... 

HER KAPIYI AÇAN ANAHTAR: BESMELE-İ ŞERİF


Her işin başı önce ''Bismillah'' derken neyi kastetmiştir büyükler? Onlar, yaşantıları ve tavırlarıyla örnek olurken, bize aynı zamanda bir yol çizmişlerdir. Doğru ve sapmayan bir yoldur o. O yolu istikamet edilen de her zaman huzur ve güvendedir. 
İşte o yolun başı, Besmele çekmektir. Kur'an-ı Kerim okumaya başlayan da, yemek için sofraya oturan da, sabah yataktan kalkan da o kelimeyi söyler. Peki nedir bu kelimenin sırrı, hiç düşündünüz mü? 
Euzü okumak, yani ''Euzü billahi mineş-şeytanirracim'' , Besmele okumak ise ''Bismillahirrahmanirrahim'' demektir. 

''Euzübillahimineşşeytanirracim'' demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahu Tealaya sığınırım korunurum, yardım beklerim, O'na haykırır, feryat ederim demektir. Anlam itibari ile... ''Bismillahirrahmanirrahim'' demek ise ''Rahman'' ve ''Rahim'' olan Allah'ın ismiyle başlıyorum her varolana. Onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korunmakla iyilik etmiş olan Allahu Tealanın yardımıyla bu işi yapabiliyorum demektir. 

Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumanında sünnet olduğu bildiriliyor. Allahu Teala, ''Kur'an-ı Kerim okuyacağın zaman Euzü söyle!'' buyuruyor. (Nahl:98)

Gelelim Besmele ile ilgili hadis-i şeriflere:

''Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.'' (Beyheki)
''Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan bu eve girmeme imkan yok der ve dönüp gider.'' (Tibyan)
''Emel defterinde 700 Besmele bulunanın, Allahu Teala cehennemden çıkarır.''  (Tergibussalat)
''Yemeğe Besmele ile başlayıp sonunda 'Elhamdülillah' diyenin, daha sonra sofra kalkmadan günahları affolur.'' (Taberani)
''Sıkıntıya düşen 'Bismillahirrahmanirrahim ve La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim'' derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur. (Deylemi)

ZEHİRLERE ŞİFA OLAN FATİHA SURESİ


Diğer dinlerin kitaplarında yalnız manevi hususlardan bahsedilirken; Kur'an-ı Kerim'de sosyal, iktisadi ve hukuki hükümlerde mevcuttur. İnsanlara dünyada neler yapmaları lazım geldiği hakkında, hatta medeni kanun şeklinde olan hükümler çoktur. Aynı zamanda nasıl ibadet edileceği, nasıl oruç tutulacağı, vücudun nasıl yıkanacağı hakkında emirler bulunduğu gibi, diğer insanlara ve başka dinden olanlara karşı nasıl hüsn-i muamele edileceği hakkında da malumatlar vardır. Peygamber Efendimize gönderilen bu kitabın başlangıcında o kıymetli sure olan Fatiha vardır...
Bütün müslümanlar beş vakit namazlarında bu sureyi okumakla şereflenirler.

Fatiha suresinin hikmetlerini, faydalarını bildiren hadis-i şerifler çoktur. Yeter ki idrak edebilelim ve samimiyetle tatbik edelim hayatımızda...

''Fatiha, her derde devadır.'' (Beyheki)
''Fatiha suresi, Allahu Tealanın gadabını önler.'' (Şir'a)

Fatiha-i şerifin meali şöyledir:
'' 'Rahman' ve 'Rahim' olan Allahu Tealanın ismi-i şerifini okuyarak başlıyorum. Hamd ve senanın en üstünü, bütün alemleri yaratan (bir nizam üzere birbirine bağlayan) Allahu Tealaya mahsustur. Allahu Teala, dünyada ve ahirette kullarına çok merhamet edicidir. Kıyamet günü maliki (ve hakimi) yalnız O'dur. Biz, ancak sana ibadet ederiz (Senden başka ibadete layık ve müstahak olan hiçbir şey yoktur) ve ancak Senden yardım isteriz. Bizi (itikadımızda, fiillerimizde, sözlerimizde ve ahlakımızda, ifrat ve tefrit arasında orta yol olan) doğru yolda bulundur.(Bu yolda bizi sabit eyle!) Bizi kendilerine (fadl ve ihsanınla) nimet verdiğin kimselerin (Enbiyanın, evliyanın ve sıddıkların) yolunda bulundur!(Hakkı kabul etmeyip) Senin gazabına uğrayanların ve sapıkların yolunda bulundurma!(AMİN).''

Fatiha-i Şerifinin önemi hakkında hadis-i şerif ve meali şöyledir:

'' Fatiha ve Ayet-el Kürsi okuyana o gün cin ve şeytan zarar veremez, nazar değmez.'' (Deylemi)
''Fatiha ile Ayet-el Kürsi'yi okuyana, o gün nazar değmez.'' (Deylemi)
''Hayrı en çok olan sure Fatihadır, her derde şifadır.'' (Beyheki)
''en faziletli sure, Fatihadır.'' (Hakim)

Bir sahabe, Fatiha suresini okuduğunu söyleyince Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
''Yemin ederim ki Allahu Teala, ne Tevratta, ne İncilde ne Zaburda ve ne de Furkanda o surenin benzerini indirmemiştir. O namazlarda tekrar edilen 7 ayet olup, bana verilen Kur'an-ı azimdendir.''(Tirmizi)

Yine bir gün bir kabile reisini yılan soktu... Eshab-ı İkramdan biri Fatiha suresini okuyunca Allahu Tealanın izniyle hasta şifaya kavuştu. Kabile reisi de o sahibeye 30 koyun hediye etti. Sahibi, caiz olup olmadığını bilmediği için Peygamber Efendimize sordu. Rasulullah ''Ne okudun'' buyurdu. O da Fatiha suresini okuduğunu bildirince ona tekrar buyurdu ki:

''Fatihanın şifa olduğunu nasıl bildin? O koyunları, yanındakilerle paylaşın ve bana da bir hisse ayırın!'' (Buhari)


YASİN SURESİNİN FAZİLETİ HAKKINDA...


Bir cenaze evinde ya da kabristanda bulunan kimsenin dikkatini çeken şeylerden biride insanların ellerindeki Yasin cüzleridir. Kur'an-ı Kerim'in her 20 sayfasına cüz ismi verilir ve Yasin gibi kıymetli sureler tek başına bu cüzlerde bulunabilir. Hem taşıma kolaylığı hemde sureye daha kolay ulaşma imkanı verdiğinden her evde bulunmalıdır böyle cüzler. 

Hadis-i Şeriflerde, Yasin suresinin fazileti şöyle bildirilmiştir:

''Ölülerinize Yasin okuyun!'' (İ.Ahmed)
''Kabristana giren kimse Yasın suresini okusa, o gün ölülerin azapları hafifler ve ölülerin sayısı kadar o kimseye sevap verelir.'' (Etfal-ül müslimin)
''Yasin okuyanın sıkıntısı gider.'' (Deylemi)
''Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir.'' (İsfehani)
''Allah rızası için Yasin okuyanın günahları affolur.'' (İbni Sunni)
''Geceleyin Yasin okuyan kimse affedilmiş olarak sabaha çıkar.'' (Buhari)
''Bir defa Yasin okuyan, 10 defa Kur'an-ı Kerim i okumuş sevabına kavuşur.'' (Tirmizi)

Hasılı Yasin-i Şerif suresi, yüzlerce faydayı içinde bulunan kıymetli bir bal gibidir. Hem okuyana hemde okunana şifa saçar. Uhrevi bir hava ile kaplanır gönüller. Böyle kıymetli bir sureyi okumaktan çekinmek, tembellikle açıklanabilir belki. Çünkü, hepsi bizim faydamıza olan Rabbimizin bildiklerini yapmamak, hatta bunlaran kaçmak akılla bağdaşmaz.

BÜTÜN BİR HAYATI, DUA İLE GEÇİRMEK


San Francisco General Hospital's Coronary Care Unit ( San Francisco Hastanesi Kalp Bakım Ünitesi) 'de yapılan benzeri bir araştırmada; kendilerine dua edilen hastalar, kendilerine dua edilmeyenlerden daha sağlıklı çıkmış, bu hastalar için daha az göğüse basınç ve akciğere hava verme yoluyla suni kan dolaşımı ve suni teneffüs sağlama ihtiyacının yanı sıra, daha az idrar çıkartıcı ilaçlar ve daha az antibiyotik verme ihtiyacı duyulmuş; bu hastalarda, daha az akciğerde sıvı birikmesi ve daha az ölüm görülmüştür.
1998 de Durham Duke University Medical Center da 65 yaşın üzerindeki 4000 hastada yapılan bir başka bilimsel araştırmada, dua eden ve haftada bir kez olsun dini ''ayin'' e katılan hastalarda; diğerlerine göre daha az yüksek tansiyon tespit edilmiş; bunun da ötesinde kişi ne kadar dindar ve haftalık ''ayin''e düzenli olarak ne kadar iştirak ediyorsa yüksek tansiyonuna o kadar az maruz kaldığı, özellikler küçük tansiyon yüksekliği problemi yaşamadığı ortaya çıkmıştır.
Rockville'de National İnstitute for Health Care Research (Ulusal Halk Sağlığı Araştırma Kurumu) Başkanı Dr. David B. Larson, doğanın, tansiyonu düşürdüğüne; imamın, sinir sistemi üzerinde ve günlük strese karşı müspet tesiri bulunduğuna dikkat çekmektedir.
Daha ilginci; ABD de de ünlü ateist ve Freedom from Religion Foundation (Dinden kurtulma vakfı) Başkanı Dan Barker bile, ünyanın ve dini inancın adeta bir hap, bir ilaç tesiri yaptığını, insanların özellikle hastalık anlarından kendileriyle ilgilenen bir toplum, bir çevre içinde bulunma ihtiyacı hissettiğini; dinin bunu sağladığını, dini düşüncelerin hastalıklardan iyileşmeye yardımcı olduğunu belirtmektedir.

MODERN TIP, DUANIN PEŞİNDE


Amerikalı ünlü şarkıcı Aretha Franklin, 60'lı yıllarda ''I say a little prayer for you'' / (Senin için küçük bir dua ediyorum) isinmli sarkısını söylediğinde kalpten dile getirdiği bu cümlenin, kısa bir süre sonra tıp dünyasında ter akıtan bilim adamlarına ilham vereceğini bilemezdi elbette...
70'lerden itibaren yapılan araştırmalar; dua etmenin, insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. Duanın gücünü keşfeden klinikler, vakıflar ve ilaç şirketleri şimdi ''Duayı, modern tıpla''la birleştirmenin yollarını arıyor... Sir John Templeton Vakfı, bu istikametteki arayışların meyvesi olarak ortaya çıkan ''Mind-Body'' (Ruh/Beden) alanındaki araştırmalar için 30 milyon dolar harcıyor yılda!..
ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü de ''Düşünce'' odaklı tıp için 3,5 milyon dolarlık bir fon ayırmış durumda... Dünyanın en ünlü kalp cerrahlarını bünyesinde barındıran Cleveland Clinic'in hemen yanı başında bulunan Case Western Reserve Tıp Fakültesi'ndeki doktor adayları, tıp tarihi ve hastaya genel yaklaşım konularında ''Hastanın inancı'' konusunu da ders olarak görüyor... İngiltere'de binlerce insan hastanelerdeki yakınları için dua ediyor gece gündüz... Hatta birçok kişi bir araya gelerek yakınları için toplu dualar düzenliyor ve dua edenler arasında doktorlar ve diğer sağlık personelleride bulunuyor...
Bilim adamlarına göre grup dualarında daha güçlü bir frekans yakalanabiliyor. Duaların maddi etkilerini gösteren en önemli araştırmanın sahibiyse Harvard'lı bilim adamı Herbert Benson... Dua eden kişilerin beyin MR'larını çeken Benson, bu taramayla vücudun ve beynin dua ederken değiştiğini koyuyor ortaya... ''Yaptığımız beyin taramalarında, düzenli şekilde ibadet eden kişilerin, diğerlerine nazaran daha düşük tansiyona sahip olduklarını, daha az gerilim içinde olduklarını görebiliyoruz'' diyen Benson'ın bulgularına göre,dua yada ibadet esnasında vücut fonksiyonları rahatlıyor ve beyin büyüyor...
ABD ve İngiltere'de yapılan araştırmalara göre hastalar için dua etmek; hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı gibi, iyileşme sürecinide hızlandırıyor... Diğer bir ifadeyle hem ''Dua eden'' hem de ''Dua edilen'' şifa buluyor.

DUA İLE GELEN HUZUR


İslam dini, duaya bilhassa kıyme vermiş, rahmet kapılarını açık bırakmıştır kullarına... İnsanın kıymeti, kulluğuyla ölçülür... Kulluk ise yalvarmaktır,acizini bilmektir;tevazudur özünde... Meşhurdur,şairimizin şiirinden bir beyti.

''İrtifa-ı kadr için lazım tevazu ademe/Şemsi gör kim sayesin salmış ayaklar altına...'' /(Değerinin yükselmesi için Ademoğluna tevazu lazımdır./ Güneşi gör ki gölgesini ayaklar altına salmış...)

İnsanın da yükselmesi için önce alçalması gerekir. Bütün büyük insanlar gibi Hazret-i Lokman da oğluna tevazuu tavsiye etmiştir nasihatlerinde... '' Kibirlenip insanlardan yüzünü çevirme! Yeryüzünde çalımla yürüme! Çünkü Allah, kurulup övünenlerin hiçbirini sevmez.'' (Lokman:31/18)

Yaratılanlar olarak bizler, ancak tevazuyla sükunete erişebilir,huzur şehrinde daimi ikamet edenlerden oluruz. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de ''Eğer sizin duanız olmazsa ne işe yararsınız?'' buyurmuştur. Kibirli olan dua etmeye yanaşmaz, dolayısıyla katıdır kalbi... İncelmesi için acz duygusunu yaşaması, imanla dolması lazımdır gönlünün... Her insan, inanmaya meyilli yaratılmıştır. Beyninde iman hücreleri vardır... İslam dininde olmayan gayrimüslimler dahi duanın gücüne inanmış, kalpleri ancak dua ile huzur bulmuştur...

MUHARREM AYININ MANASI VE ÖNEMİ



Muharrem Ayı Ne Demektir Anlamı ve Önemi
4 Kasım 2013 Pazartesi günü Muharrem ayına giriyoruz. Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde 10 peygambere 10 ikramın verildiği aşure gibi önemli bir günü barındırıyor.
4 Kasım 2013 Muharrem ayının ilk günü yani hicri yılbaşı. Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde ‘aşure’ gibi önemli bir günü barındırıyor. Bugünde on peygamberine on farklı ikramda bulunan Allah (cc), bizlere de af ve mağfiret için imkânlar sunuyor. Peki, bu kutlu ayı nasıl değerlendirmeli? Asr-ı saadet döneminde sahabeden biri Peygamberimiz’in (sas) yanına gelir ve “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” diye sorar. Peygamberimiz, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Bu ayın onuncu gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önceki bir senenin günahlarına kefaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” cevabını verir.
4 Kasım 2013 Pazartesi günü bu mübarek aya giriyoruz. Aynı zamanda hicri takvime göre yeni bir yılın başlangıcı. Hicretin 1435‘inci yılına girilecek. Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan bugün, İslam tarihinde bir dönüm noktası. Bu mübarek gün, Hz. Ömer zamanında takvim başlangıcı kabul edildi ve 1 Muharrem hicri yılbaşı oldu.
Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem’in 10′u aşure günü. Bu ayın diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşure gününün de diğer günler içinde bereketlibir yeri var. Allah katında önemli olduğu Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde, “On geceye yemin olsun.” ifadeleriyle anlatılıyor. Allah (cc), bu gecelere yemin ederek onların bereketini bildiriyor.
Muharrem ayı ve aşure günü, Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da kutsal sayılırdı. Nitekim Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. Bunun ne orucu olduğunu sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun’u boğdurduğu gün. Hz. Musa, şükür olarak bugün oruç tutmuştur.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz de, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz.” buyurdu. O gün oruç tuttu ve tutulmasını da emretti. Ancak ertesi sene Ramazan orucu farz kılınınca isteyenlerin tutmasını söyledi. Peygamberimiz (sas), bu günle ilgili olarak, “Zilhiccenin son günü ve Muharrem’in birinci günü oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.” buyuruyor.
Bir gün ikramda bulun, bir sene kazan
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” hadis-i şerifi, bugünlerde tutulan orucun önemini ifade ediyor. Bu hadisin açıklamasını İmam-ı Gazali şöyle yapıyor: “Muharrem ayı hicri senenin başlangıcı. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak ne güzel olur. Bereketinin devamı daha fazla ümit edilir.” Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam aşure gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye ediliyor.
Bugünde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetler de yaşatılmalı. Herkes, bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ailesine, akraba ve komşularına ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alır. Peygamberimiz, müminin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok (fazla külfete girmeden, aile bütçesini zorlamadan) ikramda bulunmasını tavsiye ediyor. Bir hadiste şöyle buyuruyor: “Her kim aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”
***
Şükürler olsun Ehli Beyt’in sonu kesilmedi
Muharrem Ercan (Alevi dedesi): Muharrem ayının onuncu günü Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehadetine denk geldiğinden Aleviler olarak 12 gün oruç tutarız. Bu orucun adı ‘yas orucu’dur. 12. günden sonra İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin sağ kurtulduğu için hem aşure kaynatır hem de kurbanlar keseriz. “Şükürler olsun Ehli Beyt’in sonu kesilmedi.” diye. Kerbela’da İmam Hüseyin’e su verilmediği için su içmiyoruz. Muharrem orucunda 12 gün boyunca su ihtiyacı başka sulu gıdalardan alınıyor ve et yenilmiyor.
***

On peygambere on ikram
Bu güne aşure denmesinin sebebi, Arapça “aşûra” kelimesinin onuncu gün anlamına gelmesi. Allah (cc) bu günde, on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunuyor:
1. Hz. Musa’nın denizi yarması üzerine Firavun ile ordusu sulara gömüldü.
2. Cudi Dağı’nın üzerine Hz. Nuh gemisini demirledi.
3. Balığın karnından Hz. Yunus, bu günde kurtuldu.
4. Hz. Âdem’in tövbesi kabul edildi.
5. Hz. İsa, aşure günü dünyaya geldi ve o gün semaya yükseldi.
6. Kardeşlerinin attığı kuyudan Hz. Yusuf bu günde çıkarıldı.
7. Hz. Davud’un tövbesi kabul edildi.
8. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail doğdu.
9. Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı gözleri kapanan Hz. Yakub görmeye başladı.
10. Hz. Eyyûb, hastalığından o gün şifaya kavuştu.
Hicri yılbaşı kutlanmalı mı?
Prof. Dr. Orhan Çeker (İlahiyatçı): İslâm’da mübarek sayılan zaman dilimleri bellidir. Yılbaşı diye bir zamanın kutlanması ne Kur’an’da ne de sünnette mevcut değil. Çünkü Peygamberimiz zamanında hicret, yılbaşı ilan edilmemişti. Müslüman, her an muhasebe ve kontrol içinde olmalı. Aslında Allah için zamanların birbirinden farkı yok. Ramazan orucunun, miladî takvime göre yılda 11 gün kayarak 36 yılda bir, tüm ayları dolaştığı biliniyor. Demek ki yılın tüm günlerini Ramazanmış gibi geçirmeliyiz. İnsanların, “yeni yılın hayırlı olsun” gibi dileklerde bulunmasının sakıncası yok. İslam’ın kabul etmediği eğlence çeşitlerinden uzak durmamız gerekiyor.


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. DMCA.com Protection Status