yolumuzu-aydinlatanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolumuzu-aydinlatanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

itikatta imamiz imami maturidi hz yolumuzu aydınlatanlar tgrt

itikatta imamımız kimdir: imamı matüridi kimdir hayatı


imamı+maturidi+kimdir
Tgrt yolumuzu aydınlatanlar belgesellerini paylaşmaya devam ediyoruz. Ebu Hureyreden sonra hanefi mehzebinin ehli sünnet vel cemaat itikat (inançta) imamımız imamı maturidi hazretleri ile devam ediyoruz.


YOLUMUZU AYDINLATANLAR İMAMI MATURİDİ HAZRETLERİ VİDEO


İMAMI MATURİDİ HZ. HAYATI (KİMDİR)

Kisaca Ebu Mansur el-Matüridî diye bilinen Ebu Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmud el-Matüridî, Maveraünnehir’deki Semerkant sehrinin Matürid köyünde dogmustur. Dogum tarihi konusunda kaynaklarda pek net bilgi bulunmamakla birlikte, tüm tarihçilerin ittifak ettikleri vefat tarihi 333/944’e ve hocalarindan Muhammed bin Mukatil er-Razi’nin vefat tarihi olan 248/862 tarihine bakarak tahminen 238/853 yili kabul edilmektedir.

Matüridî’nin milliyeti hakkinda farkli görüsler mevcuttur: Bir iddiaya göre Türktür. Bazi yazarlara göre ise Medine’nin meshur Ebu Eyyub el-Ensari ailesinden gelmektedir. Bu iddia Medine’nin bazi Arap ailelerinin Semerkant’a yerlesmis olmasi gerçegi ile te’yid edilmektedir.

Matüridî’nin yasadigi devirde, Islâm dünyasinda merkezi otoriteyi temsil eden Abbasi devleti bu gücünü kaybettiginden birçok Islâm devletinin ortaya çiktigi görülmektedir. Bunlardan birisi olan Samaniler Devleti Maveraünnehir bölgesinde hâkim olmustur.

Islâm dünyasinda hicri ikinci asirdan itibaren bir taraftan akla dayanan felsefî ilimler tercüme ve te’lif yoluyla yayilirken, diger yandan yine akla ehemmiyet veren Mu’tezile ortaya çikmis ve akaid görüs ve kanaatlerini yaymaya baslamisti. Nakle bagliligi ve teslimiyeti siar edinen selef akidesi bu yeni cereyana karsi pek basarili olamiyordu. Halife Memun Mutezileyi resmi devlet görüsü yapmasi ile bu mezhep yayginlasmaya baslamisti.(218/833) Buna karsilik Islâm dünyasinda usül-üddin konusunda yeni izah tarzlarina ihtiyaç vardi. Bu yeni izah tarzlari nakle bagli kalmakla birlikte akla da ehemmiyet verecek selef metodu ile Mu’tezile mezhebinin iyi yanlarini birlestirmeliydi. Bu yeni ihtiyaci karsilayan “ehl-i sünnet ilmi kelâmi” ni olusturan, Maveraünnehir’de Ebu Mansur el-Matüridi ve Irak’ta Ebu Hasan el-Esari (324/946) olmustur.

Matüridî’nin yetistigi cografya ve bu cografyaya hakim Samaniler hakkinda el-Makdisi (389/990) “Bu bölge ilim ve âlimler yönünden zirveye ulasmis bir bölgedir. Ilim ve hayrin hazinesidir. Islâmin asilmaz muhkem kalesidir. Bu ülkede fakihler alimler, krallar seviyesine ulasmislardir” demistir. Samaniler devleti (389/999) yikilincaya kadar ilim adamlarini korumus ve onlara destek olmustur. Iste böyle bir ortamda yasayan Imam el-Matüridî’nin de ilmi münakasalardan ve ilimden uzak kalmasi düsünülemezdi. Matüridî’nin hocalari imam Ebu Hanifi’nin talebelerinden olan Seyh Ebu Bekr Ahmed bin Ishak, Fakihü’ l-Semerkandî lakabiyla bilinen Ebu Nasr Ahmed bin El-Abbas, Nuseyr bin Yahya el-Belhî ve Rey kadisi olan Muhammed bin Mukatil er-Razi’dir.

Mensuplari tarafindan alemü’l-Hüdâ (Hidayet sancagi), Imamü-l Hüda (Hidayet önderi), Imamü-l Mütekellimin (Kelamcilarin lideri) gibi lakaplarla anilmasina ve çevresinde çok ün yapip sevilmesine ragmen ne tuhaftir ki pek çok tabakat ve mezhep tarihi kitaplarinda isminden bahsedilmemistir.

Imam el-Matüridî tahsilindeki ilmi silsile itibariyle Imam-i Azam Ebu Hanifi’nin görüslerine ve onun mezhebine uyarak nakil yaninda akla da büyük önem veren tutumunu benimsemistir. Gerek Semerkant’ta ve gerekse civarinda muhtelif firka ve mezhep ricaliyle giristigi münazara ve mücadelelerde büyük basarilar elde etmistir.

Matüridî, Karamitiler, Siiler ve Mu’tezile mezhebiyle mücadele etmistir. Mücadelenin en büyük bölümünü Mu’tezile’ye karsi yaptigi münazaralar teskil etmistir. Çagdaslarindan Ebu’l-Kasim Abdullah el-Ka’bi (vefati: 317/929) Bagdat’ta Mu’tezile akiminin basiydi. Matüridî Kitap el-Tevhid adli eserinde Ka’bi’nin görüsleriyle mücadele etmistir. Ayrica üç kitabina karsi da üç kitapla cevap vermistir.

Bu siralarda doguda Matüridî genel olarak Mu’tezililerle ve özel olarak da onlarin Bagdat grubuyla mücadele ederken, çagdaslarindan el-Esari’nin de Irak’ta Mu’tezililerin Basra koluna karsi ayni görevi üstlendigini görüyoruz

Kelam tarihi boyunca yazilan eserlerde, Matüridî’nin eserlerinin tamaminin listesi yer almamistir. Ancak biz Istanbul Yüksel Islâm Enstitüsü’nde 1971 yilinda ‘Ebu Masur el-Matüridî’ ve ‘Tevilatü’l-Kur’ân’ konusunda ögretim tezi hazirlayan Muhammed Eroglu’nun taksim ve sirasina göre aktarmayi uygun buluyoruz:

Matüridî'’in kelam, cedel ve firkalar hakkindaki eserleri: Kitap et-tevhid, Risâle fi’l-âkaid, Serh’ül fil-ekber, Reddü evaili’l-edille li’l-Kâ’bî, Reddü tekzîbi’l cedel li’lKâbî, Reddü usuli’l-hamse li’lBâhilî, Reddü kitabi’l-imame li ba’di’r-ravafid, er-Redd ‘ale’l-karâmita, Reddü kitabi’l-Kâ’bî fi va’îdi’l-füssâk, Beyanü vehmi’l Mu’tezile, Kitab el-makâlât, Kitâbu tefsiri’l-esma ve’s-sifat
Matüridî’nin usule dair eserleri: Me’ahizü’serai’ fî usûli’l-fikh, el-Cedel fi usûlil-fikh, Ed-Dürer fi usû’lid-din, el-Usûl.
Matüridî’nin tefsir ve Kuran ilimlerine dair eserleri: Te’vilatü’l-Kur’ân, Risâle fi mâ la yecûzü’l vakfu aleyhi fi’l Kur’ân
Matüridî’nin vasâya ve münâcâta dair eseri: Vasaya ve münacaat. Bunlarin disinda bir takim eserler de Matüridî’ye nisbet edilmektedir. Fakat bunlarin müellife nispetini degerlendirecek belgeler mevcut degildir.
Es’ari ile Matüridî’nin ihtilaflari

Matüridî, Es’ari ile birlikte ehli sünneti temsil etmesi ve Mu’tezililerle mücadelelerinden dolayi fikirlerinde paralellik gözükmesine ragmen aralarinda ihtilaf mevcuttur. Bu ihtilaflarin sayisi bazi kaynaklarda 13 olarak telaffuz edilirken, bazilarinda 40, hatta 73’e varan sayilarla ifade edilmektedir.

Matüridî ile Es’ari arasindaki baslica fikir ayriliklari sunlardir:

Cüz’i irade:Es’arilere göre cüz’i iradeyi Allah yaratir. Matüridîlere göre ise cüz’i iradeyi Allah yaratmaz
Hüsün ve kubuh:Es’arilere göre hüsün ve kubuh, yani bir seyin iyi veya kötü oldugu aklen bilinemez. Hüsün ve kubuh , Allah’in emir ve nehiyleriyle bilinir. Allah bir seyi emrettiyse o sey iyidir. Allah bir seyi yasak etti ise o sey kötüdür.
Matüridîlere göre ise hüsün ve kubuh akil ile idrak olunur. Emir ve nehiy bir seyin iyi veya kötü olduguna delalet eder. Herhangi bir sey iyi ise Allah onu emretmistir. Kötü ise Allah onu yasak etmistir.

Allah’i tanima: Es’ariler, Allah’i tanimanin ser’an vacip oldugunu söylerler. Matüridîler ise Allah’i tanimanin aklen vacip oldugu fikrindedirler.
Tekvin: Es’ariler tekvini itibarî bir sifat olarak kabul ederler. Hakikî sifat olarak kabul etmezler. Matüridîler ise tekvinin, kudret ve irade gibi hakiki bir sifat oldugunu söylerler.
Kula gücü yetmeyecek seyleri teklif: Es’arilere göre Allah’in kula gücü yetmeyecek seyleri teklif etmesi caizdir. Mesela cisimleri yaratmak gibi. Matüridîlere göre ise Allah’in kulun gücü yetmeyecegi seyleri ona teklif etmesi caiz degildir.
Illiyet ve hikmet: Es’ariler ‘Allah’in fiileri için sebep aranamaz’ der. Onun fiileri hikmet ile bagli da degildir. Çünkü Allah yaptigindan sorumlu degildir. Sorumlu olan kullardir.
Matüridîlere göre Allah abesten münezzehtir. Allah’in fiilleri hikmeti icabi meydana gelir. Çünkü Allah Hakîm’dir, Alîm’dir. Allah tekvinî fiilerinde ve teklifî hükümlerinde hikmetini gösterdi ve irade etti. Hasili Allah’in fiileri hikmeti ile baglidir ve fiiller bir sebebe baglidir. Bu Allah’in abesle mesgul olmasinin icabidir. Allah yaptiklarindan sorumlu degildir.

Ezelde ma’duma hitap: Esariye’ye göre ma’duma ezelde ilahî hitap taalluk eder. Buna göre Allah ezelde Mükellim’dir. Matüridîye’ye göre Allah ezelde Mükellim degildir. Çünkü ma’duma ezelde ilahi hitap taalluk etmez.
Es’arilere göre nübüvvet için erkeklik sart degildir, kadinlar da nebi olabilirler. Nitekim Meryem, Asiye, Sare, Hacer, Havva ve Hz. Musa’nin annesi nebidirler.
Matüridîlere göre ise nübüvvetin sartlarindan birisi erkek olmaktir. Kadinlar nebi olamazlar.

9. Ibadetin ifasi: Es’ariler müslim olmayanin ibadetle mükellef oldugu reyindedir. Onlara göre gayri müslimler bu sebeple de ceza görürler. Matüridîler ise, müslim olmayanlarin ibadeti ifa ile mükellef almadiklari reyindedirler. Onlar küfürden dolayi ceza görürler ve fakat ibadeti ifa etmedikleri için cezaya çarptirilmazlar.

Irtidat: Es’arilerce mürted yeniden imana dönerse amelleri de avdet eder. Matüridîlere göre ise mürted imana dönse de amelleri avdet etmez.
Tevbe-i ye’s: Es’arilerce tevbe-i ye’s makbüldür. Maturilerce makbul degildir.
Kur’ân: Es’arilerce Kur’ân’in bazi âyetleri, bazilarindan büyüktür. Matüridîlere göre ise, büyük olamaz.
Mensuplari tarafindan ‘Hidayet sancagi’, ‘Hidayet önderi’, ‘Kelamcilarin lideri’ gibi övgülere mazhar olan ve ve buna ragmen tabakat ve mezhep tarihi kitaplarinda isminden bahsedilmeyen Matüridî, hayati boyunca ehl-i sünnet akidesini ögretmek ve müdafaa etmek için çaba göstermistir. Gerek tamamen akla dayanan Mu’tezile ile, gerekse nakle dayanan selef akidelerinin iyi yönlerini birlestirmis ve ehl-i sünnet çizgisini muhafaza etmistir.

Kaynak: Köprü dergisi

by Muhammed Faruk

Ebu Hureyrenin hayati kimdir tgrt yolumuzu aydınlatanlar

Ebu Hureyrenin hayati kimdir


ebu+hureyre

Tgrt belgeselde yayınlanan yolumuzu aydınlatanlar isimli harika programın videolarını kedicik babası hz Ebu hureyre (r.a) ile başlıyoruz inşallah.
bu videoda Hz ebu hureyre kimdir hureyre ne demektir hureyre isminin anlamı nedir(kedicik babası) hz ebu hureyreye neden ebu hureyre denmiştir. gerçek ismi nedir. ebu hureyre ne zaman doğmuştur nerede doğmuştur nerede ölmüştür.
ebu hureyre r.a rivayet ettiği hadisi şerifler hakkında çok güzel bir anlatımla 17 dakika süren bir video.
TGRT YOLUMUZU AYDINLATANLAR EBU HUREYRE R.A VİDEO İZLE


Ebu Hureyre hazretlerinin Hayatı:
Çok hadis rivâyet eden meshur sahâbî.


ebu+hureyre+kimdirAdi, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre'dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüssems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazi rivâyetlere göre Abdullah, hattâ baska isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandirdi (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507). Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindigini kendisi söyle açiklamistir:
 "Bir kedi bulmustum, onu elbisemin yeninde tasirdim; bundan dolayi Ebû Hureyre (kedicik babasi) künyesiyle çagrilir oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi siralarinda Yemen'den Medine'ye gelip müslüman olmustur (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., ayni yer). O tarihten itibaren Hz. Peygamber'in vefâtina kadar ondan ayrilmayan bir sahâbîsi olmus, kendisini onun hizmetine adamistir. Hizmet süresi yaklasik dört yili buluyordu (ibn Kesir, el-Bidâye ve'n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).

Hz. Peygamber'in misafirperverligi ve cömertligi sayesinde yasayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.s.)'in mescidinde sadece ibadet ve ilimle mesgul olan Ehl-i Suffe'nin en ileri gelen simasi idi. Hz. Peygamber'i büyük bir muhabbetle sevmis, onun sünnetine uygun olarak yasamis ve manevî yüce mertebelere erismistir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).

iffet sahibiydi, eli açik ve cömertti. Hz. Osman'in sehid edilmesinden sonraki fitne olaylarinda kösesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)'in su hadisini rivâyet ediyordu: "Fitneler çikacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen kosandan daha hayirlidir. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir siginak veya korunak bulursa onunla korunsun" (Buhâri, Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).

Hossohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülügünü arttirdi. Medine valisi Mervan'a vekâlet ettigi siralarda, üzerine semeri baglanmis bir esekle, hurma lifinden örülmüs bir baslik basinda oldugu halde çarsiya çikar ve, "Savulun emir geliyor!" dermis (ibn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336).

imam sâfii gibi büyük âlimlerin bildirdigine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki hadis nakledenlerin içinde hafizasi en saglam olanidir (ibn Hacer, el-isâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Misir 1328, IV, 205). Hz. Peygamber ile nisbeten kisa sayilabilecek bir süre birlikte olmasina ragmen, onun hadislerini bu kadar büyük bir sayida elde edebilmesinin sirri ve sebebleri söyle açiklanabilir:

a) Birinci sebep: Hz. Peygamber ile sik sik görüsmesi ve ona hiç çekinmeden her çesit sorular sormasidir (ibn Hacer, a.g.e., IV, 206). Nitekim Buhâri ve Müslim'in naklettiklerine göre Ebû Hureyre söyle demistir: "Siz, Ebû Hureyre'nin çok hadis rivâyet ettigini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karin tokluguna Hz. Peygamber'e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarsida, pazarda alisverisle, Ensâr da kendi mallari, mülkleriyle ugrasirken, ben Hz. Peygamber'in meclislerinin birinde bulunmustum; buyurdu ki: 'içinizden kim cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duydugunu bir daha unutmaz. 'Bunun üzerine ben üzerimdeki hirkayi yere serdim, Hz. Peygamber de sözünü bitirince, onu topladim. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o andan sonra ondan duydugum hiçbir sözü unutmadim" (Müslim, Fadâilü's-Sahâbe, 159; Buhâri, ilim, 42).

b) Ikinci sebep: ilme olan tutkunlugu ve Hz. Peygamber'in ona bildigini unutmamasi için dua buyurmasidir. El-Hâkim en-Nisâbûrî, Müstedrek'te (111, 508) su haberi vermektedir: "Bir adam Zeyd b. Sâbit'e gelerek ona bir mesele sordu. O da Ebû Hureyre'ye gitmesini söyledi ve söyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû Hureyre ve bir baska sahâbî Mescid'de oturuyorduk, dua ve zikirle mesgul idik. O sirada Hz. Peygamber geldi, yanimiza oturdu; biz de dua ve zikri biraktik. Buyurdu ki: 'Her biriniz Allah'tan bir dilekte bulunsun. ' Ben ve arkadasim, Ebû Hureyre'den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamiza âmin dedi. Sira Ebû Hureyre'ye geldi ve söyle dua etti: 'Allah'im, senden iki arkadasimin istediklerini ve de unutulmayan bir ilim dilerim.' Hz. Peygamber bu duaya da âmin dedi. Biz de, 'Ey Allah'in Rasûlü, biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim isteriz' dedik. Hz. Peygamber, 'Devsli genç sizden önce davrandi' buyurdu.

Buhâri, ilim bahsinde, hadise olan tutku bâbinda (nr. 33) Ebû Hureyre'nin söyle dedigini nakletmistir: "Ey Allah'in Rasûlü, kiyâmet gününde senin sefâatine nâil olacak en mutlu kisi kimdir?" diye sordum. Rasûlullah buyurdu ki: "Ey Ebû Hureyre, senin hadise olan asiri tutkunlugunu bildigim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacagini tahmin etmistim. Kiyâmet gününde benim sefâatime nâil olacak en mutlu kisi Lâilâhe illallah diyen kimsedir."

c) Üçüncü sebep: Ebû Hureyre'nin büyük sahâbîlerle görüsmesi, onlardan birçok hadis almasi ve bu sayede ilminin artip ufkunun genislemesidir (ibn Hacer el-Askalâni, el-isâbe, IV, 204).

d) Dördüncü sebep: Hz. Peygamber'in vefâtindan sonra uzun süre yasamis olmasidir. Nitekim Hz. Peygamber'den sonra kirkyedi yil yasamis, hadisleri halk arasinda yaymakla mesgul olmustur (Muhammed Ebû Zehv, el-Hadis, ve'l-Muhaddisûn, Kahire 1958, 134).

Bütün bunlarin neticesinde Ebû Hureyre, Sahâbe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis almada ve rivâyet etme hususunda digerlerinden daha üstün bir duruma gelmistir. Onun rivâyet ettigi hadisler, diger sâhâbilerde veya birçogunda daginik halde bulunuyordu. Bu yüzden onlar Ebû Hureyre'ye basvuruyor, hadis rivâyetinde ona dayaniyorlardi. ibn Ömer, onun cenaze namazinda, ona Allah'tan rahmet dileyerek, "Hz. Peygamber'in hadisini müslümanlar adina muhâfaza ediyordu" demistir (ibn Sa'd, Tabakât, IV, 340). Buhâri, 'Ebû Hureyre'den 800 kadar sahâbe ve tâbiîn âlimleri hadis rivâyet etmislerdir' diyor (ibn Hacer, a.g.e., IV, 205).

Kendisinden besbinüçyüzyetmis dört hadis gelmis, bunlardan üçyüzyirmibes tanesini Buhâri ve Müslim müstereken, doksanüç tanesini yalniz Buhâri, yüzseksendokuz hadisini de yalniz Müslim Sahîh'lerine almislardir (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 134).

Ebu Hureyre, asirlar boyunca tetkik ve tenkid konusu olmustur. Gerek Dogu dünyasinda gerek Bati dünyasinda Ebû Hureyre hakkinda ileri geri konusulmustur. Bunun sebebi, keyif ve arzulara karsi gelen dine yönelik hile ve tuzaklari sonuçsuz birakan bir kisim hadislerinden kurtulmak istenmesidir. Bu hücumlar ya yalan ve zayif rivâyetlere, ya da bazi sahîh hadislere dayanir. Fakat bu tür sahîh hadisleri de dogru-dürüst anlayamazlar, bu yüzden de kendi arzulari dogrultusunda yanlis yorumlara basvururlar

(Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 153; el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 5 1 3). Bu hadislerden bir kismini ve cevaplarini özet olarak verelim:

Ebû Hureyre'nin hadis konusundaki güvenilirligine gölge düsürecek süphe kaynaklarindan biri, onun Rasûlullah (s.a.s.)'den: "Bir kimse Ramazan ayinda cünüp olarak sabahlarsa, o gün oruç tutmasin " hadisini nakletmesi ve halka bu yolda fetvâ vermesidir. Onun böyle rivâyet ettigini Âise ve Ümmü Seleme haber alinca, onun bu rivâyetini kabul etmemisler, söyle demislerdir: "Hz. Peygamber ailesiyle birlikte olmasi neticesinde cünüp olarak sabahlar, sonra da boy abdesti alip orucunu tutardi." Bunun üzerine Ebû Hureyre onlarin dediklerini kabul etmis ve demistir ki: "Bu hadisi bana Fadl b. Abbâs ile Üsâme b. Zeyd Hz. Peygamber'den nakletmislerdi. Mü'minlerin anneleri ise bu gibi konulari erkeklerden daha iyi bilirler" (Buhâri; Savm, 23; ibn Hacer, Fethu'l-Bâri, Misir 1300, IV, 123-124; Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 155).

Buna su cevap verilmistir: Ebû Hureyre sözkonusu hadisi Rasûlullâh (s.a.s.)'den kendisi isitmemistir. Hadisi Fadl ve Üsâme vasitasiyle rivâyet etmistir. Bu iki sahâbî ise dogru ve güvenilir kisilerdir. Âise ile Ümmü Seleme'nin hadisi, onun yaninda agirlik kazaninca, onlarin rivâyetine dönmüs, hakka uyarak önceki fetvâsindan vazgeçmistir (ibn Hacer, a.g.e., IV, 126; M. Eba Zehv, a.g.e, 155). Fadl ve Üsâme'nin naklettigi hadise gelince, âlimler bu konuda sunlari söylediler: Birincisi, bu hadis kendisinden daha kuvvetli hadisle çelismektedir; dolayisiyle onunla degil kuvvetli olanla amel edilir. ikincisi, bu iki sahâbînin hadisi orucun farz kilindigi dönemin baslarina aittir. O sirada oruçlunun uyuduktan sonra yemesi, içmesi, cinsel münasebette bulunmasi haramdi. Daha sonra Allah'tan yeri agarincaya kadar bütün bunlari mübah kildi. Onun için kari-koca iliskisi sabaha kadar devam ederdi. Fecrin dogusundan sonra da yikanmasi gerekmekteydi. Bu da gösteriyor ki Âise ile Ümmü Seleme'nin naklettigi hadisin hükmünü neshetmistir. Ne Fadl ile Üsamenin ne de Ebû Hureyre'nin bu son hükmü bildiren hadisten haberleri vardi. Bu yüzden Ebû Hureyre hâlâ önceki hadise göre fetvâ vermeye devam ediyordu. Kendisine bu haber ulasinca da bu fetvâsindan dönmüstür (ibn Hacer, a.g.e., IV, 127-128). ibn Hacer söyle der: "Ebû Hureyre'nin hakki teslim edip ona dönmesi onun faziletini gösterir" (a.g.e. ve yer; Kastallâni, irsâdü's-Sâri, Misir 1326. IV, 443; M. Ebû Zehv, a.g.e., 155).

Bir baska itiraz da sudur: Ebû Hureyre hadis rivâyet ederken tedlis yapardi (Hz. Peygamber'den duymadigi bir hadisi kendisine rivâyet eden sahsin ismini vermeyerek, Hz. Peygamber'den rivâyet ederdi). Meselâ, yukarida geçen "cünüp olarak sabahlayan kimseye oruç tutmak yoktur" hadisinde durum böyledir. Tedlis yapmak ise yalan söylemenin kardesidir (ibn Kesir, el-Bidâye, VIII, 109).

Bu itiraza söyle cevap verilir: Ebû Hureyre'nin islâm'a girisinin hicretin 7. yilina kadar geciktigi dikkate alinirsa, Hz. Peygamber'in pekçok hadisini ondan duymadigi ortaya çikar. Bu durum, onun hadis bilgisini tamamlayabilmesi için, Hz. Peygamber'den duymus olan sahâbîlerden almasini gerektiriyordu. Onun bu hali, ya dünyevi mesguliyetlerinden dolayi, ya da yaslarinin küçük olmasi, yahut da sonradan müslüman olmalari gibi sebeplerle Hz. Peygamber'in meclislerinde bulunmayan diger sahâbîlerin durumuyla aynidir. Humeyd'den gelen su haber de bunu teyid eder: "Biz Enes b. Mâlik'in yaninda idik. Bize söyle dedi: Vallahi size Hz. Peygamber'den naklettigimiz hadislerin hepsini bizzat kendisinden duymus degiliz. Fakat (hadisi duyan duymayana naklederdi) biz de birbirimizi yalanlamazdik" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Misir 1313, IV, 283; M. Ebû Zehv, a.g.e., 157).

Hadisi duyan ve digerlerine nakleden sahâbînin isminin zikredilmemesini tedlis saymak uygun degildir. Zira ehli sünnet âlimlerinin ittifakiyla sahâbenin hepsi âdildir. Âlimlerin, mürsel hadisi delil kabul etmek hususundaki ihtilâfi, ismi zikredilmeyen râvinin durumunun bilinmeyisi sebebiyledir. ibnu's-Salâh bu hususta söyle der: "ibn Abbâs ve benzeri yasça küçük sahâbîlerin Hz. Peygamber'den isitmedikleri halde ondan rivâyet ettikleri mürsel hadisler, mevsûl ve müsned hükmündedir. Çünkü onlar bu hadisleri sahâbîlerden almislardir. Bir sahâbînin kim oldugunun bilinmemesi, hadisin sihhatine zarar vermez. Çünkü sahâbîlerin tamami âdildir" (ibnu's-Salâh, Mukaddime, Misir 1326, 22). Bütün bunlardan anlasiliyor ki Ebû Hureyre'den hiçbir yalan çikmis degildir. Zira bu tür mürsel hadislerde Ebû Hureyre, "Rasûlullah'in söyle dedigini isittim, ya da söyle yaptigini gördüm" demiyor; aksine, "Rasûlullah söyle buyurdu veya söyle yapmistir" gibi ifadeler kullaniyordu. Burada onun tedlis yaptigi da söylenemez. Çünkü adini zikretmedigi sahâbeden biridir ve sahâbînin âdil olduguna dair icmâ vardir (M. Ebû Zehv, a.g.e., s.158).

Bir baska itiraz: Hz. Ömer, Ebû Hureyre'yi hadis rivâyetinden alikoymus ve ona, "Ya Hz. Peygamber'den hadis rivâyetini birakirsin, ya da seni Devs topraklarina sürerim" demistir (ibn Kesir, el-Bidâye, VIII, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 159). Ömer'in bu tutumu Ebû Hureyre'nin yalan söyledigini göstermektedir.

Buna söyle cevap verilmistir: Ebû Hureyre, Hz. Peygamber'den naklettigi hadisleri halka ögretmeyi, ilmi gizlemenin günahindân kurtulmak için, kendisine bir görev sayiyordu (Buhâri, ilim, 43). Bu anlayis onu çok hadis rivâyet etmeye sevketti. Bir tek mecliste bile Hz. Peygamber'in birçok hadisini naklederdi. Fakat Hz. Ömer, halkin herseyden önce Kur'ân ile mesgul olmasini, amelle ilgili olanlarin disinda kalan hadisleri az rivâyet etmelerini, halki yersiz bir tevekküle götürecek ruhsat hadisleriyle, halkin anlayamayacagi müskil hadisleri halka rivâyet etmeyi uygun görmüyordu. Bu arada, çok hadis rivâyet edenlerin, rivâyet sirasinda hata yapabileceklerinden ve benzeri seylerden de endise ediyordu. Bütün bu sebeplerle, Hz. Ömer sahâbîleri çokça hadis rivâyet etmekten alikoymus, Ebû Hureyre'ye de agir konusmus ve onu Devs'e sürmekle tehdid etmistir. Çünkü Sahâbe içerisinde en çok hadis rivâyet eden oydu. ibn Kesir bunu naklettikten sonra söyle der: "Bildirildigine göre Hz. Ömer (r.a.) daha sonra Ebû Hureyre'nin hadis nakletmesine izin vermistir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 106; M. Ebu Zehv, a.g.e., 159).

Bir baska menfî tenkid: Ebû Hureyre'nin diger sahâbîlerden daha çok hadis rivâyet etmesini saglayan sey, Hz. Peygamber söylesin veya söylemesin, helâl ve haramla ilgili olmayan, fakat güzel ahlâka tesvik, cennet ve cehennem haberleri gibi bütün güzel sözleri ona isnad etmeyi kendine câiz görmesidir. Onun bu konudaki dayanagi su hadislerdir: "Benden size hakka uygun bir söz ulastiginda, ben onu ister söylemis olayim isterse olmayayim, onu aliniz' "Benim söylemedigim fakat benden size ulastirilan güzel bir sözü, ben söylemisimdir" (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160).

Buna verilen cevap sudur: Geç müslüman olmasina ragmen Ebû Hureyre'nin çok hadis rivâyet etmesi, onlarin ileri sürdükleri sebeplere baglanamaz. Bunun asil sebebi, dünyadan el-etek çekip Hz. Peygamber'in toplantilarina katilmasi, savasta ve savas disinda onun yanindan ayrilmamasi, hadisleri unutmamasi için Hz. Peygamber'in duasini almasi, Hz. Peygamber'in vefâtindan sonra elli yil kadar daha yasamasi ve duymadigi hadisleri diger sahâbîlerden alarak insanlara rivâyet etmesidir (A.g.e. ve yer). Helâl ve haram disindaki konularda Hz. Peygamber'e yalan isnad etmesini kendisi için câiz görmesi iddiasi da geçersizdir. Çünkü o, "Kim bilerek bana yalan isnad ederse cehennemdeki yerine hazirlansin" hâdisinin râvîlerinden biridir. Birçok toplantilarinda hadis rivâyet etmek istediginde bu hadisi zikrettigi sâbittir. Sahâbiler, onun hadis rivâyetindeki üstünlügünü kabul ettiler ve ondan hadis naklettiler. Hz. Ömer, Osman, Talha, ibn Abbâs, Âise, Abdullah b. Ömer ve digerleri (r.anhum) bunlardandir (Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 513; ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108). Bu da onlarin, Ebû Hureyre'nin güvenilirligi ve dogrulugu hususunda ittifak ettiklerini gösterir. Diger taraftan, Ebû Hureyre'nin rivâyet ettigi hadislerin çogunun, baska sahâbîler tarafindan da nakledildigi görülür (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160, 161).

Ebû Hureyre'nin dayandigini ileri sürdükleri hadislere gelince, bu hadisleri Ebû Hureyre rivâyet etmemistir. Aksine bunlar onun adina uydurulmus sözlerdir. Bu hususta ibn Hazm söyle demistir: "Allah'tan korkmaz bazi insanlar birtakim hadisler rivâyet ettiler. Bunlarin bazisi islâm'in temel prensiplerini geçersiz kilmakta, bazilari da Hz. Peygamber'e yalan isnat etmeyi mübah saymaktadir. " ibn Hazm bu iki hadisi de, râvîlerinin çok zayif olmasindan ötürü geçersiz saymaktadir (ibn Hazm, el-ihkâm fî Usûli'l-Ahkâm, Misir 1345, II, 76, 78, 80; M. Ebû Zehv, a.g.e., 161, 162).

Macar asilli ünlü müstesrik yahudi Ignaz Goldziher de Ebû Hureyre'nin hadis uydurdugunu ve bunda hayli ileri gittigini ileri sürmüstür. Böyle bir tenkid tümüyle bâtildir, geçersizdir ve hiçbir hakli tarafi yoktur. Buhâri'nin söyledigi gibi Ebû Hureyre'den sekizyüz âlim hadis rivâyet etmistir. O, sahâbe ve muhaddisler nazarinda son derece güvenilir yüce bir sahsiyettir. ibn Ömer söyle demistir: "Ebu Hureyre benden daha hayirli ve naklettigini daha iyi bilendir." Cennet'le müjdelenenlerden biri olan Talha b. Ubeydullah da: "süphe yok ki Ebû Hureyre Hz. Peygamber'den bizim isitmedigimiz hadisleri isitmistir" demistir (el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e, III, 511, 512). Mervan'in sekreteri Ebû Zualza'a da Ebû Hureyre'nin hadis rivâyetinde ne derece güçlü oldugunu gösteren su haberi nakleder: "Mervan, Ebû Hureyre'yi Saray'da hadis rivâyet etmek için dâvet etmisti. Mervan beni divanin arkasina oturtmustu ve ben de Ebû Hureyre'nin naklettiklerini gizlice yaziyordum. Ertesi yil yine onu dâvet etti ve ondan hadis rivâyet etmesini istedi. Bana da bir yil önceki yazdiklarimdan takip etmemi tenbih etti. Neticede, onun bir tek kelime bile degisiklik yapmadan rivâyet ettigini gördüm (ibn Kesir, a.g.e., III, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 162-164).

Ebû Hureyre 78 yil yasadiktan sonra Hicrî 57/676 yilinda Medine'de vefât etmistir.


M. ALI SÖNMEZ
Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. DMCA.com Protection Status