MERAK EDİLEN KONULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MERAK EDİLEN KONULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

II.Abdülhamid’in açtırdığı İşitme Engelliler Okulu



II.Abdülhamid’in açtırdığı İşitme Engelliler Okulu:

Osmanlılarda ilk İşitme Engelliler Okulu, II.Abdülhamid tarafından kurulan (1902) Yıldız Sağırlar Okulu'dur.

Bu okulda, günümüz Türk İşaret Dili’nin muhtemel alt yapısını oluşturan Osmanlı İşaret Dili, öğretmenler tarafından okullarda sözel dille beraber kullanılıyordu.

Tıpkı yazılı dilde olduğu gibi, bu okulda kullanılan işaret alfabesi de şu anda kullanılan alfabeden farklıydı.

Bu okullarda batıda kullanılan işaret dillerinin kullanıldığına dair de hiçbir kanıt yoktur.

Tarihte Türk İşaret Dili:

Türk İşaret Dili'nin tarihçesiyle ilgili bilgilerimiz, işaret dili görsel bir dil olduğu ve dolayısıyla kağıda geçirilmesi zor olduğu için oldukça kısıtlıdır. Türk tarihinde işaret dilinin varlığı ve eğitimde kullanımıyla ilgili arşivler Osmanlıca olduğu için bu konuda yoğun bir arşiv çalışması gerekmektedir. Şu ana kadar edindiğimiz bütün bilgiler en azından Osmanlı işaret dilinin batıda kullanılan işaret dilleriyle bir ilişkisi olmadan geliştiğini ve bu açıdan oldukça özgün bir işaret dili olduğunu göstermektedir.

Dünyada her işaret dilinin başlangıcı işitme engellileri bir araya getiren bir kurumun, yani okulun, kurulmasıyla eş zamanlı olarak düşünülmektedir. Çünkü bir kurum aracılığıyla bir araya gelemeyen işitme engelliler evlerinde kendi işaret dillerini geliştirip ortak bir dil oluşturamazlar. Fransa'da 1770'li yıllarda sağırların kullandığı el hareketleri, grameri olan bir dil olarak kabul edilmiş ve okullarda öğretilmeye başlanmıştır. Daha sonra bu yöntem bir Fransız işaret dili bilimcisi tarafından Amerika'ya taşınmış ve orada 1817'de Thomas Gallaudet tarafından sadece sağırlara eğitim veren, ilk işaret dili öğreten okul kurulmuştur (şimdiki adıyla, Gallaudet University).

Miles (2000) 'ın Osmanlılar hakkında batıda çıkan yazılardan ve Evliya Çelebi'nin notlarından yaptığı derlemelere göre 1500-1700 yılları arasında Osmanlı sarayında mahkemelerde hizmet etmeleri amacıyla bulundurulan bir sağırlar topluluğu yer almaktaydı. (Bu yıllarda batıda işitme engellilerin kullandığı dil ise hiçbir kurumun parçası değildi). Hatta bazı sultanların bu dili öğrendikleri ve halka bir tercüman aracılığıyla hitab ederken işaret kullandıkları da arşivlerde yer almaktadır. Ancak yine Miles' a göre, saraydaki işitme engellilerin ve bir dönem üst sınıfın kullandığı iletişim sisteminin, o sıralar halkın kullandığı işaret diline ne kadar benzediği ve bu sistemin ne kadar gramerleşmiş olduğu kesin değildir. Örneğin, bu sistem saraydaki yeni doğan işitme engelli çocuklara öğretilmemiş ( bir dilin gramerleşmesi için gerekli olan bir kriter), bu topluluğa yeni katılanlar yine yetişkin sağırlardan alınmıştır. Sonuç olarak topluluğun kullandığı dilin gramerleşmiş olma olasılığı düşüktür ve TID'in başlangıcının bu kadar eskilere gidip gitmediği tartışılır.

Osmanlı'larda ilk işitme engelliler okulu Osmanlı döneminde II. Abdülhamit tarafından kurulan (1902) Yıldız Sağırlar Okuludur. Bu okulda, günümüz Türk İşaret Dili'nin muhtemel alt yapısını oluşturan Osmanlı İşaret Dili, öğretmenler tarafından okullarda sözel dille beraber kullanılıyordu. Tıpkı yazılı dilde olduğu gibi, bu okulda kullanılan işaret alfabesi de şu anda kullanılan alfabeden farklıydı. Bu okullarda batıda kullanılan işaret dillerinin kullanıldığına dair de hiçbir kanıt yoktur.

Türk İşaret Dili (TİD)

ŞEYH EDİBALİ'NİN OSMAN GAZİ'YE NASİHATİ



Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..




Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..



Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”


LOKMAN HEKİMDEN OĞLUNA NASİHATLAR



Hazret-i Lokman ilim ve hikmetiyle dillere destan bir zattır. Bunun içindir ki, kendisine Lokman Hakîm, denmiştir. Hz. Lokman, ismi Kur'ân'da da geçen, peygamber veya veli olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmayan bir mânâ büyüğüdür.

İslâm tarihinde Hazret-i Lokman'ın hikmetli sözleri, vecizeleri, öğütleri ve tavsiyeleri meşhurdur.

Hafs bin Ömer'in rivayetine göre, Hz. Lokman yanına bir torba hardal tanesi koyarak oğluna öğüt vermeye başlar. Her öğüt verdikçe torbadan bir hardal çıkarır. Sonunda torbadaki hardal tükenir ve oğluna da şöyle der:

"Ey oğul, sana o kadar öğüt verdim ki, şayet bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı."

Hz. Lokman'ın Saran ismindeki bu oğlu babasının verdiği bütün öğütlere uymuştu.12

Lokman Aleyhisselâmın hikmetli sözlerinin asıl kaynağı Kur'ân-ı Kerimdir.

O halde Kur'ân-ı Kerimde yer alan bu öğütler tefsirlerde de genişçe bulunur. Cenab-ı Hak, Hazret-i Lokman'ın dilinden bu sözleri şu âyetlerle (meâlen) beyan buyurur:



12. ibni Kesîr Tercümesi, 12:6409.



Allah'a ortak koşma

"Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki, 'Oğlum (ey oğul!) Allah'a ortak koşma. Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.

Allah her yaptığını ortaya çıkarır

"Oğlum, eğer yaptığın iş hardal tanesi kadar bile olsa ve bir taş içine girse, Allah onu ortaya çıkarır. Muhakkak ki, Allah en gizli işleri bütün inceliğiyle bilir, O her şeyden hakkıyla haberdardır.

Namazını dos doğru kıl

"Oğlum, namazını dos doğru kıl. İyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır. Başına gelene sabret. Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.

Kasılarak yürüme, yavaş konuş

"Gururlanıp insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah büyüklük taslayan ve övünenleri sevmez.

"Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir."13



13. Lokman Sûresi, 13-20.

TEFSİRDEKİ ÖĞÜTLER

Hazret-i Lokman'ın Kur'ân'da geçen öğütleri, aynı sûrenin tefsirlerinde genişletilerek verilir. Hazret-i Lokman'ın tefsirlerde geçen öğütlerinden ve hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:

Takvayı esas al

Ey oğul!

Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et. Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder.

Merasimlere katıl

Ey oğul!

Cenaze merasimlerine katıl. Düğün merasimlerinden de uzak durmaya çalış. Çünkü cenaze sana âhireti hatırlatır; düğün ise dünyaya çeker.

Horozdan geri kalma

Ey oğul!

Horozdan daha geri kalma. Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken, o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır.

Tevbeyi geciktirme

Ey oğul!

Tevbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın geliverir.



Cahille dost olma

Ey oğul!

Cahil kimselerle dostluk kurma. Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanar.

Allah'tan kork

Ey oğul!

Allah'tan hakkıyla kork. Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme.

Susmak altındır

Ey oğul!

Şimdiye kadar susmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadım. Çünkü söz gümüşse, sükût altındır.



Günahlardan sakın

Ey oğul!

Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi, yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın. Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker.

İlim meclislerine katıl

Ey oğul!

Âlimlerin meclisinde bulun. Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle. Çünkü Allah kuru toprağı yağmurla nasıl canlandırırsa, ölmüş kalbleri de hikmetli sözlerle öyle diriltir."14



14. Tefsîrü's-Sâvî, 3:255-256.

Yalandan sakın

Ey oğul!

Allah, yalancının yüz suyunu kurutur, haya duygusunu giderir. Ahlâksız kimsenin de sıkıntısı hiç eksik olmaz.

Ahmak adamdan uzak dur

Ey oğul!

Kayaları uzaklara taşımak, ahmak adama laf anlatmaktan daha kolaydır.

Kendi işini kendin gör

Ey oğul!

Cahili vasıta olarak kullanmaktan, işini gördürmekten uzak dur. Şayet akıllı birisini bulamazsan kendi işini kendin gör.

Kendi milletinin kızıyla evlen

Ey oğul!

Kendi milletinden olmayan bir kızla evlenme. Aksi takdirde çocukların ileride sıkıntıdan kurtulamazlar.

Ey oğul!

Öyle bir zaman gelecek ki, sabırlı insanların bile yüzü gülmez olacaktır.

Allah'ın anıldığı meclislere katıl

Ey oğul!

Katılacağın meclisleri kendin ara bul. Allah'ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın. Allah'ın anılmadığı meclislere hiç katılma. Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün. Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.

Ey oğul!

Sofrana takva ehli mü'minleri davet et.

Tecrübe sahipleriyle istişare et

Ey oğul!

Her işinde ilim ve tecrübe sahibi kimselerle istişare et, onların fikrini almaya çalış.

Takvadan bir gemi edin

Ey oğul!

Dünya dipsiz bir denizdir. Onda niceleri boğulmuştur. Bunun için takvadan bir gemi edin. İçine îmânı yükle. Tevekkül yelkeniyle açıl. Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.

Kötü komşudan uzak dur

Ey oğul!

Nice ağır yükler taşıdım. Fakat kötü komşu kadar ağır bir yüke rastlamadım. Nice acılar tattım, fakat fakirlikten daha şiddetli bir acı tatmadım.

İlimden nasibini al

Ey oğul!

İnsan fakir de olsa ilim ve hikmetiyle hükümdarların meclisinde yer alır.

Arkadaş seçimine dikkat et

Ey oğul!

Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bir şey yap. Şayet öfkeli iken sana insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa uzak dur.

Âhirete hazırlan

Ey oğul!

Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun. Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır.

Dilini duaya alıştır

Ey oğul!

Dilini 'Allah'ım, beni affet' demeye alıştır. Çünkü öyle anlar vardır ki, o saatlerde Allah duaları reddetmez, istediğini ihsan eder.

Borçlanmaktan uzak dur

Ey oğul!

Borçlanmaktan uzak dur. Çünkü borç, seni gündüz zillete sürükler, gece de üzüntüye boğar.

Günah işlemeye cesaretin olmasın

Ey oğul!

Allah'tan öyle bir şey iste ki, günah işlemeye cesaretin olmasın. Ve Allah'tan öyle kork ki, rahmetinden hiçbir zaman ümidin kesilmesin.



Önce selâm ver

Ey oğul!

Bir cemaatin bulunduğu yere gittiğin vakit, önce onlara İslâmın okunu at, yani selâm ver. Sonra bir köşeye otur, onları konuşuyor halde görmedikçe sen de konuşma. Şayet Allah'ın zikrine dalacak olurlarsa sen de onlara katıl. Fakat başka bir söze geçerlerse oradan ayrıl.

Kendini anla

Ey oğul!

İki dünyada mes'ut olmak istiyorsan, kendini anla. Okuyup bilgili olmaya çalış. Çalış ki, bilenle bilmeyen bir olmaz.

Tembel olma

Ey oğul!

Tembel olma. Tembellik bedbahtlık alâmetidir.

Acele etme

Ey oğul!

Acele etme, acele şeytan işidir.

Güler yüz göster

Ey oğul!

Ahlâkını düzelt. Dostuna da, düşmanına da güler yüz göster. Ancak değerin ve itibarın kırılacak derecede hareket etme.

Orta yolu tut

Ey oğul!

Her şeyin hayırlısı olan orta yolu tercih et.

Yolda dikkatli yürü

Ey oğul!

Yolda yürürken yüzünü gözünü oraya buraya çevirme ki, gönlün vesvesede kalmasın.

Mecliste önce oturma

Ey oğul!

Bir cemaat içinde bulunduğunda onlar ayakta iken oturma. Oturdukları zaman sen de oturuver.

Yollara tükürme

Ey oğul!

Bıyık ve sakalınla oynama. Parmağını burnuna sokma. Yollara tükürme, sesli sümkürme. Elinle sinek kovalamayı terk et.

Az konuş

Ey oğul!

Sükût ve teenni ile hareket et. Az konuş. Çok konuşmak, yanılmaya sebeptir.

Sözü fazla dağıtma

Ey oğul!

Konuşurken sözü fazla dağıtma. Aksi takdirde şerefine zarar gelir. Konuşurken başkalarını utandırma. Kaş göz işareti yapma.

Güzel ve lâtif sözleri duymaya çalış. Fazla hayrete düşme. Sözün tekrarlanmasını isteme. İnsanları güldürecek ve kendini maskara edecek sözlerden sakın.

Atıp tutma

Ey oğul!

Kimse hakkında atıp tutma.

Fazla ısrar etme

Ey oğul!

Senden bir şey istendiği zaman, elinden geliyorsa vermeye çalış. Birinden bir şey istediğinde de fazla ısrar etme.

Dinde tartışmaya girme

Ey oğul!

Dinle alakası olmayan meselelerde aksi vaki ise tartışmaya ve münakaşaya girme.

Fakirliğini kimseye açma

Ey oğul!

Acizliğini ve fakirliğini hiç kimseye, hattâ ailene dahi açma ki, onların yanında itibarın düşmesin, sözünü dinlemez olmasınlar.

Hizmetçilerle şakalaşma

Ey oğul!

Hizmetçi ve benzeri kimselerle şakalaşma. Çünkü

bunlarla şakalaşmak hakaret ve düşmanlığa sebep olur. Onlara öyle muamele et ki, hem seni sevsinler, hem de senden korksunlar.

Şiddetten sakın

Ey oğul!

Çocukları ve elinin altındakileri terbiye ederken şiddetten sakın. Öfkelendiğin vakit vakarla geçiştirmeye çalış. Mümkün olursa sövüp dövme ki, aksi takdirde onların gözünde mehabetin yok olur.

Kendini ve çocuklarını övüp durma.

Hayasız gençlerle ve o halde olan kız çocukları ile ülfet etme. Çünkü dünya ve âhirette mezellete sebep olur.

Önce düşün

Ey oğul!

Bir kimse ile bozuşursan, dilini tut ve makbul olan sözü söyle. Önce düşün, sonra söze giriş.

Herkesin değerini ve layık olduğu hürmeti muhafaza eyle.

Azla yetin

Ey oğul!

Bir kimsenin davetinde bulunduğun vakit, azla yetin. Dalkavukluk edip de o yemeği övmekle başkalarının yemeğini kötüleyip tahkir etme.

Misafirlikte gözlerine dikkat et

Ey oğul!

Bir kimsenin evinde misafir kaldığın vakit gözlerine dikkat et. Her tarafa bakıp durma. Durumuna vakıf olduktan sonra dine aykırı da olsa sırrını ifşa etme.



Elini çek

Ey oğul!

Emanete hiyanetten elini çek.

Kimseye açma

Ey oğul!

Bir işe başladığın zaman, meydana gelmeden önce kimseye açma ki, mahcup düşmeyesin.

Çok ver

Ey oğul!

Sadakayı çok ver. Mal sevgisini gönlünden çıkar.

Razı ol

Ey oğul!

Doğru söyle, Allah'tan gelene razı ol.

Yemekte şunlara dikkat et

Ey oğul!

Yemekten önce ve sonra ellerini yıka. Bu hal fakirliğini giderir, göze kuvvet verir.

Çok yemek kalbe katılık ve gaflet verir. İbadette tembelliğe sebep olur.

Yemeğin başında Bismillah, sonunda Elhamdülillah, ortasında da nimetin Allah'tan geldiğini düşün.

Tek elle ekmeği koparma. Bu hareket kibirli insanların âdetidir.

Yemeğin başında ve sonunda bir parça tuz yemek birçok hastalığa karşı devadır.

Lokmayı küçük tut ve iyice çiğne.

Misafir geldiği zaman mümkünse yemeği büyük kaba koy, berekete sebep olur.

Yemek yerken önünden al, ekmeğin ve tabağın ortasından alma.

Elinden ekmek ve yemek parçası düştüğünde al, temizle ve öyle ye.

Sıcak olan yemeğe soğutmak için ağzınla üfleme, soğuyuncaya kadar bekle.

Yemeği çabuk yeme.

Hurma ve kayısı gibi sayılabilir meyveleri teker teker ye, çifter çifter yeme ve çekirdeklerini bir tarafa topla.

Yemek arasında çok su içme. Su içerken bardağın içine bak. İçine uygunsuz bir şey düşmüş olmasın. Suyu içerken üç nefeste içiver.

Yemeğe herkesten önce el uzatma.

Yemek esnasında güzel şeylerden bahset.

Sofrada bulunan arkadaşlarına ara sıra göz ucuyla bak. Yemek ve ekmeği o tarafa sür.

Misafirler çekingen davranırlarsa üç defadan fazla yemeleri için ısrar eyleme. Yemek yeme isteğin yoksa özür beyan eyle.

Dilini tut

Ey oğul!

İlim ve takva ehli veya herhangi bir sebeple senden ileride bulunan bir kimsenin huzurunda dilini tut.

Dostlarını dinle

Ey oğul!

Senin iyiliğini isteyen dostlarının tavsiye ve öğütlerini can kulağıyla dinle.



Doğru ol

Ey oğul!

Sözünde, işinde ve gidişinde doğru ol. Doğru olan sözlerinin bile hayrete ve tereddüde sebep olacaksa, söyleme daha iyi.

Ümidini kesme

Ey oğul!

İnsanların gönlünü almaya çalış. Allah'ın rahmetinden ümidini kesme.

İyi ol

Ey oğul!

Açıkta ve gizlide iyi olmaya çalış.

Varlık yokluktan, akıl sarhoşluktan iyidir.

Bir şeyi vaktinden önce isteme.

İçini süsle

Ey oğul!

İçini dışından daha çok süsle: İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.

Her yerde ve her zaman Allah'ı yanında hazır nazır olarak bil.

Allah nazarında seni utandıracak işi bırak.

LOKMAN HEKİMDEN OĞLUNA NASİHATLAR - 2

1. Ey oğulcağızım ciğerparem! Allah'ı tanı O'na hiçbir şeyi ortak koşma.

2. Başkasına nasihat vermeden önce o tavsiye edeceğin şeyi kendin yap.

3. Kendi ölçüne göre söz söyle.

4. Herkesin hakkına riayet et.

5. Sırrını sakla.

6. Dostunu iyilik veya kötülük zamanında sına.

7. Ahmak cahil kimseden uzak dur.

8. Aklı başında bilgin dostu tercih et.

9. Hayırlı işler uğrunda gayret sarf etmekten geri durma .

10. Bir tedbir alacağın zaman ahlak ve bilgi sahibi kimseye akıl danış.

11. Delil ve ispatını hazırladıktan sonra söz söyle.

12. Gençlik zamanını ganimet bil. Gençlik zamanında iki cihana ait işlerin dürüst olsun.

13. Dostlarına ve ahbaplarına saygı ile ikram göster.

14. İyi bir üstadı baba yerinde tut.

15. Masraflarını gelirlerine göre ayarla.

16. Her işte ortalama davran.

17. Cömertliği adet et.

18. Misafire ne hizmet gerekirse yap.

19. Birinin evine misafir gittiğinde gözünü ve dilini sıkı tut etrafa göz gezdirmekten ve gevezelikten sakın.

20. Herkesle hoş geçin.

21. Çocuklarının talim ve terbiyesine dikkat et.

22. Vücudunu ve üstünü başını temiz tut.

23. Herkese kendi ölçüsüne göre muamelede bulun.

24. Az yemeyi az uykuyu az konuşmayı kendine adet et

25. Kendin için hoş görmediğin şeyi başkalarına reva görme.

26.Yapacağın işleri bilerek ve düşünerek yap.

27. Bilmediğin şeyde ustalık taslama.

28. Kadına ve çocuğa sır söyleme.

29. Başkalarının refah ve saadetlerine göz dikme.

30. Hiçbir şeye karşı kayıtsız davranma.

31. Yarım kalmış bir işi olmuş sayma.

32. Senden büyüklerle şakalaşma.

33. Sana ihtiyaç arz eden kimseyi kırma.

34. Eski münakaşaları anma.

35. Başkasının menfaatine ortaklık etme.

36. Malını dosta düşmana teşhir etme(gösteriş yapma).

37. Akrabalarınla ilişkilerini kesme onlara yakınlık göster.

38. İyi kimselerin aleyhinde söz söyleme.

39. Halkın ittifakla üzerinde durduğu şeye sen de uygunluk göster.

40. Kendini beğenme.

41. Parmaklarını ağzına burnuna sürüştürme.

42. Herkesin yanında dişlerini ayıklama.

43. Ağzını burnunu sessiz temizle.

44. Bir kimseye karşı üstünlük taslayarak çalım satma.

45. Konuşurken sözlerine alay ve şaka cinsinden güldürücü laflar karıştırma.

46. Bir kimseyi başkasının yanında mahcup düşürme.

47. Kaş göz işareti ile şunu bunu yere serecek veya küçük düşürecek hareketlerde bulunma.

48. Gülünç söz söylemekten çekin.

49. Kendini kadınlar gibi süsleme.

50. Başkasının yanında kendini veya ailenden birini methetme.

51. Çocukların keyfine uyma.

52. Diline sahip ol.

53. Herkese karşı saygılı davran.

54. Kötü kimselerle arkadaş olma.

55. Kavga ve gürültüden uzak dur. Kuvvetini denemeye çalışma.

56. İyiliği tecrübe edilmiş insanlar hakkında suizanda bulunma.

57. Kendi ekmeğini başkalarının sofrasında yeme.

58. Acele iş görme.

59. Dünya işleri için kendini fazla üzme.

60. Seni tanımak istemeyen kişiyi sen tanı.

61. Öfkelendiğin zaman sözünü tutarak söyle.

62. Bir kimse konuşurken araya laf karıştırma.

63. Güneş doğacağı vakitlerde uyuma.

64. Sağa sola bakma daima önüne bak .

65. Misafir yanında bir kimseyi azarlama.

66. Misafire iş buyurma.

67. İşsiz güçsüz serseri adamların yanında oturma.

68. Kâr ve ziyan kaygısıyla kimseye yüz suyu dökme.

69. Hem fodul hem kibirli olmaktan sakın.

70. Kendini küçük düşürüp horlatacak dereceye varmamak şartıyla herkese karşı nezaketle muamele et.

71. Tevazudan ayrılma. (Alçak gönüllü ol.)

72. Ömrün boyunca Allah'a ihlas ile yönel ve O'na güven.

73. Oğlum dostların bir şeyini reddetme.

74. Sabrın başlangıcı zor sonu tatlıdır.

75. Adalet öyle bir binadır ki asla viran olmaz.

76. Doğru konuş fakat sert olmasın.

77. Çok yeme sıcak yeme çiğ yeme.

78. Yemeğe tok ilme aç ol.

79. Halka yakın ol doğru konuş.

80. Şüphe seni kimse ile dost etmez.

81. Düşman daima düşmandır.

82. Mal biriktirenle ilmi saklayan bu dünyaya hasret gider.

83. Ekmekle tuz ikram edenin bile iyiliğini unutma hakkında dua et.

84. Sorulmadan hiçbir şeye karışma.

85. Fesatçılarla yaşayanların huyları onlara da geçer.

86. Acele etmek sabra mani olur; muradına erişemezsin.

87. Nankörlere yakın durma iyilik ve öğütlerin kaybolur.

88. İyilikte dost düşman ayırma.

89. Susmak selamet kapısını açan tek anahtardır.

90. Güzellik huy fenalığını ve cehaletini gidermez.

91. Cömert ol ki itibarın artsın.

92. İnsanı yükselten akıldır.

93. Şükür nimeti bereketlendirir.

94. İdaresi az mal israf edilen maldan iyidir; çünkü idare edilen mal çoğalır israf edilen mal azalır.

95. Başkasına akıl vereceğine kendi malını kaybetme.

96. Küçüğünü hor görme; küçüklük ancak Allah huzurunda belli olur.

97. Halk sende olmayanla seni överse aldanma.

98. Doğru da olsa yemin etme.

99. İyilik dost kazandırır.

100. Sabır murada kanaat zenginliğe götürür.

101. Olgun insanın miheng taşı; akıl danışmak güler yüz nefse hakimiyet acıya katlanmaktır.

102. Yürüyüşün kararlı olsun.

103. Bağırıp çağırma seslerin en kötüsüdür.

104. Allah ile ölüm hatırdan çıkmamalı.

105. Elde edilen hikmetli sözler balın peteğine taşınan çiçek özleri gibidirler. Yüzlerce olsalar da süzüle süzüle ikiye inerler. Bunlar çekilen cefa ve yapılan iyiliğin unutulmamasıdır.

106. Hekimler ahmaklığa deva bulamazlar.

107. Büyüğü olmayan kimse başını taşa vurur.

108. Balta bedeni; acı söz canı yaralar.

109. Servet düşmanlığı insana ıstırap verir.

110. Sus ve düşün; dil belasından kurtulmanın devası bunlardır.

111. Büyüklere karşı ne diren ne de karşı gel.

112. İnsanın vefakâr malı ahiret için biriktirdiğidir. El için toplanan miras bırakılan lâkin ahirette hesabı verilen mal vefakâr mal değildir.

113. Seni anlamayanlara uğrama.

114. Dost edineceğin insanı önce kızdır yaptıklarını incele ve kararını öyle ver.

115. Gündüzleri hiç uyuma geceleri az uyu.
116. Oburluk ve iştahsızlık bedenin baş düşmanıdır.

117. Yemekten sonra yürümek gereklidir.

118. Ayağını sıcak başını serin tut.

119. Devlet adamını ve hanımını sırdaş edinme.

120. Alçak adama borçlanma.

121. Sağlık için; çiğ yeme sıcak yeme çok yeme

122. Günahın zerresinden bile kaç. Gazaba uğrayacakmışsın gibi Allah'tan kork. Lakin ümidin korkundan fazla olsun.

123. En iyi nimet iyi huylu olmaktır.

124. Sözüne sadık ol.

125. Akranınla sohbet et.

126. Herkese yumuşak ol.

127. Geçmişte seninle düşmanlığı olmuş kimseye güvenme.

128. Dosdoğru ol.

129. Başına gelene sabret.

130. İyi kişilerle arkadaş ol.

131. Dilini küfür sözlerden koru.

132. Sadakayı terk etme zekâtı men etme.

133. Kötülüğü terk edip Allah'tan af dile tövbe edip bir daha tevbeni bozma.

134. Sahtekârlık etme kimseyi aldatma.

135. Sarımsak şifalıdır.

136. Soğanın çiği zarar pişmişi yarar.

137. Duvarı nem insanı gam yıkar.

138. Ey oğlum!Cahili bir yere elçi olarak gönderme. Eğer akıllı birini bulamazsan kendin git.

139. Ey oğlum! Dünya derin deniz gibidir. Çok insan onda boğulmuştur.

Takva gemin iman yükün tevekkül halin salih amel azığın olsun.

Kurtulursan Allah'ın rahmetiyle boğulursan günahın sebebiyledir.

140. Ey oğlum! Ben nice ağır yükler taşıdım; fakat fakirlik gibi acı görmedim.

141. Nice ağır yükler çektim kötü komşudan ağırını görmedim.

142. Merhamet eden merhamet bulur.

143. Hayır söyleyen kâr eder; kötü konuşan günahkâr olur. Diline hâkim olmayan pişman olur.

144. Ey oğlum! Kanaatkâr olursan cihanda senden zengin kimse yoktur.

145. Başkasına hased eden ıstıraptan kurtulamaz.

146. Ey oğlum! Her halinde Allah'a sığın her şeyi Allah'tan bil.

147. Dünyanın sevinç ve neşelerini tecrübe ettim; ilimden lezzetlisini görmedim.

148. Ey oğlum! Sözü tatlı söyle katı kaba sert söyleme. Çok zaman sus.

Tefekkür et o zaman dilin belasından emin olursun.

149. Sende olmayan özelliklerle insanlar seni överlerse büyüklenme. Kendinden aşağısını hor görme.

150. Müslümanlar hakkında kötü düşünme. Suizan seni hiç kimseyle dost yapmaz.

151. Ey oğlum! İnsanlara karşı güler yüzlü ve doğru sözlü ol

152. Ey oğlum! İnsan cimri olunca onun hakkında kötü sözler çok söylenir.

153. Kötü huylu her ne kadar güzel olsa da onun sohbetinden kaç. Çünkü onun güzelliği kötü huyunu örtmez

154. Ey oğlum! Ticaret olarak takvaya sarıl. Bu mal olmadan kâr getirir.

155. Sıhhat gibi zenginlik güzel ahlak gibi nimet yoktur.

156. Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın.O her sabah zikir ve tesbih ederken sen uyuma.

157. Dünya geçici ve kısadır. Senin dünya hayatın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmıştır çoğu geçmiştir.

158. İbadet ancak Allah'ı görüyormuş gibi yapılır. Her kimse Allah'ı yakın hissettiği derecede Allah'a ibadet eder.

159. Altın ateşte denenip saflaştırıldığı gibi insan da bela ve musibetlerle denenir.

160. Ey oğlum! Kötü huydan gönül dağınıklığından sakın. Sabırsız

olma yoksa arkadaş bulamazsın. İşini severek yap. Sıkıntılara katlan.

Bütün insanlara karşı iyi huylu ol. Çünkü insanlara karşı iyi huylu olan

onlara güler yüz göstereni herkes sever.

161. Dünyadan yetecek kadar nasibini al yoksa insanlara muhtaç olur ellerine bakarsın.

162. Ey oğlum kötü kadından sakın. Çünkü o vaktinden önce seni kocaltır. Kötü kadınların şerrinden kork çünkü onlar iyiliğe çağırmaz.

163. Yavrucuğum! Âlimlerin meclislerinde devamlı bulun. Davranışları sözleriyle uyum gösteren âlimlerin sözlerini dinle.

164. Yavrucuğum! İlimden bilmediğini öğren. Bildiğini bilmeyenlere öğret.

165. Bir gün Davud (as) Hz. Lokman'a " Bir koyun boğazlayıp bütün

vücudunun en iyisi olan bir parça et getir."dedi. O da gidip koyunun

diliyle yüreğini getirdi. Yine başka bir zamanda "Koyunun en

kötüsünden bir parça et getir." dedi. Yine diliyle yüreğini getirdi.

Sebebini sorduğunda: "Dille yürek iyi olursa o kimse iyi olur; o kötü

olunca bütün kötülerin kötüsü olur." dedi.

166. Ey oğlum! Dostlarının bir şeyini reddetme. Fakat Allah'ı istediğinden başka türlü hareket edecek kadar da ileri gitme.

167. Yalandan sakın. O serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulabilir.

168. Oğlum! Sana birtakım hasletler tavsiye edeceğim bunları yerine getirirsen mensup olduğun toplumun efendisi olursun: Herkese tatlı davran. İyiden de kötüden de cehaletini gizle. Dostlarını koru. Yakınlarını

ziyaret et. Gammazların sözüne kıymet vermeyeceğine arayı bozacak azgınların sözünü dinlemeyeceğine dair onlara teminat ver. Öyle arkadaşlar seç ki ayrıldığınız zaman ne onları diline dola ne de onlar seni dillerine dolasınlar.

169. Oğlum ! Dünyayı sat ahireti al. Böylece alışverişinde her iki

yönden de kâr edersin. Sakın ahiretini satıp da dünyayı alma. Çünkü her iki tarafta da zararlı çıkarsın.

170. Oğlum! İlim meclislerine sokul fakat âlimlerle mücadele edip onları üzme. Dünyadan yetecek kadarını al fazlasını ahiretin için infak et. Sıkıntıya düşerek başkasının sırtına yük olacak şekilde dünyayı tamamen arkana atma.

Şehvetini kıracak şekilde oruç tut. Adi kimselerin meclislerine katılma.

171. Ey oğlum ! ikram edici ol saçıcı olma.

172. Hasta olmadan önce tabib çağır. Tabibe hasta olmadan önce hürmet göster.

173. Ey oğlum! Bir insanda şu beş özellik toplanırsa o insan

müttaki Veli Allah'ın kendisine yakın kıldığı kullardan olup

şeytandan uzaklaşır. Bunlar: din mal güzel ahlak haya ve cömertlik.

174. Şu beş özellik de kimde bulunursa o kötü insandır Allah 'tan

uzaktır. Bunlar; küfür kibir şükür azlığı cimrilik ve kötü ahlaktır.

175. Oğlum ! Hayreti gerektirmeyen lüzumsuz şeylere gülme lüzumsuz yerlerde gezme üstüne vazife olmayandan sorma.

176. Başkasının servetini koruyacağım diye kendi servetini mahvetme.

Senin malın kendin için harcayıp infak ettiğindir. Başkasının malı veresiye terk ettiğindir.

177. Bir işin sonunu gören pişmanlıktan emin olur.

178. Bilmediğin şeyi tam öğren.

179. Borçlu olmaktan sakın. Borç yüzünden gündüz zillet gece üzüntü içinde olursun.

180. Ey oğlum! Âlimlere karşı övünmek akılsızlarla inatlaşmak meclislerde ve toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme. İhtiyacım yok diye de ilmi terk etme.

181. Ey oğlum ! Yalandan çok sakın. Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında şerefini düşürür. Bununla birlikte hayanı değerini ve makamını kaybedersin.

182. Hep üzüntülü olma kalbini dertli kılma.

183. Ey oğlum! " Allah'ım beni affet bağışla" duasını çok oku. Çünkü

öyle anlar vardır ki Allah o anda dua edenin duasını kabul eder.

184. Yavrucuğum! Dünyaya gönül bağlama. Ona güvenme. Çünkü sen bunun için yaratılmadın.

185. İnsanlara muhtaç olduğunu gösterme. Çünkü senin böyle yapman zenginliktir.

186. Dünyada dünyada kalacağın kadar çalış;ahirete ahirette kalacağın kadar çalış

187. Allah'a isyan edeceğin zaman Allah'ın ve meleklerinin göremeyeceği bir yer ara.

188. Cehennemde Allah'ın azabına dayanacak kadar günah işlemeye cesaret göster.

189. Özür dilemeyi gerektirecek şeylerden sakın.

190. Dostlarına da düşmanlarına da güler yüzlü ol.

192. Dostlarına saygılı ol onlara ikramda bulun

193. Büyüklerle konuşurken sözü uzatma.

194. Başkasının yanında kendini ve aileni övme.

195. Gördüğünü gizlemen şüphe ettiğini açıklamandan daha iyidir.

196. Bir kimse konuşurken araya laf karıştırma.

197. Ey oğlum! Allah kendisine emanet edilen şeyi korur. Ben de seni malını dinini ve amelinin sonunu Allah'a emanet ediyorum.

HZ. ADEM'DEN OĞULLARINA NASİHAT


İlk insan, ilk peygamber ve insanlığın atası olan ilk baba Hz. Âdem Aleyhisselâmın oğulları için Hz. Şit gibi kendi izinden gidenler olduğu gibi, şeytana uyarak çığırdan çıkanlar da vardır. Ama onun görevi doğruyu, güzeli ve gerçekleri akıl ve kalblere yerleştirmeye çalışmaktı. Hz. Âdem'in oğullarına pek çok öğütleri olmuştur. Şu öğüt sadece bir örnek mahiyetini taşımaktadır.

Hz. Âdem Aleyhisselâm, oğlu Hz. Şit'e beş nasihatte bulunmuştu. Şöyle diyordu:

Ey Şit! Oğullarına söyle:

1. Dünyaya ayrılmayacaklarmış gibi bakmasınlar. Buradan birgün göçüp gideceklerini düşünsünler.

Çünkü ben Cennette ayrılmayacağım gibi baktım da olan oldu.

2. Hanımlarının sözünü hakikatin tâ kendisi sanıp hemen kabul etmesinler. Biraz düşünüp isabet derecesini incelesinler.

Çünkü ben hanımımın sözünü düşünmeden kabul ettiğim için yasak ağacın meyvesinden yedim, sonunda da uzun bir pişmanlığa maruz kaldım.

3. Yapacakları işin sonunu düşünsünler.

Eğer ben yasak ağacın meyvesinden yerken bu işin sonunu düşünseydim başıma bunlar gelmeyecekti.

4. Bir işe başlarken içinde o işe ait bir endişe ve isteksizlik olursa, tekrar bir daha düşünüp yeniden tetkik etsinler.

Şayet ben yasak ağaçtan yiyeceğim sırada içimdeki endişe ve isteksizlik üzerinde durup kararımı yeniden gözden geçirseydim, sonunda bu pişmanlığa düşmeyecek, o hatayı işlemeyecektim.

5. Doğruluk ve isabet derecesini kesin olarak bilemedikleri işlerde de istişare etsinler. Dürüstlüğüne inandıkları kimselerle yaptıkları istişare neticesindeki karara göre hareket etsinler.

Eğer ben meleklerle istişare edip işimin sonunu onlarla müzakereden sonra karara bağlasaydım, başıma gelenlere müstahak olmayacak, musibetlere maruz kalmayacaktım..

Hz. Muhammed'in(sav) Ramazanı

Hadisler ışığında, sahabelerin gözlemleriyle, Hz. Muhammed (sav)'in Ramazan'ı…

Özellikle Ramazan ayında Peygamberimiz, hasta ve yaşlılara sıkça yaptığı ziyaretleri arttırır, fakir sahabelerin evlerine uğrar, sosyal bir sıkıntı olan her yere tüm sahabelerden önce yetişerek dertlerin çözümünde aktif rol oynardı.
Hz Muhammed (sav) sahur ve iftarda genellikle hurma yer ve su içerdi. Diğer sahabelerden farklı beslenmeyen ve ailesini de öyle yedirmeyen Resulullah Efendimiz, yiyecek bir şey bulamadığında yemez, bulduğundaysa çoğunu dağıtırdı. Hz Muhammed, hiçbir dönemde aşırıya kaçmamış, aşırılığı övmemişti.

İftar ve sahurlarda, bolluk içinde ziyafetler tertip edilen günümüzde bu işin sağlık yönünü de hatırlatıyoruz. Riyazü-s Salihin adlı hadis kitabında yer alan bir hadiste de Resulullah (sav) müminlere nasıl yemek yenilmesi gerektiğini anlatırken özetle, “Mide üçe ayrılmalı: bir bölümü yemek, bir bölümü su için olmalı. Son bölüm ise boş kalmalı” diyor

Peygamberimiz, Ramazan ayında ibadetlerini de aşırı arttırmazdı.Teravih namazlarını yalnız veya cemaatle kılardı. Ramazan ayının son on gününde ise evinin ahalisini gece ibadeti için uyandırırdı.Sahura kalkmayı ihmal etmezdi, ve sahur ile ilgili “Mutlaka sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır”. (Buharî, Savm, 20). buyurmaktadır. Efendimiz s.a.v her gün kuran-ı kerim okurdu. İtikafa girerdi..

İbn Abbas anlatıyor: “Hz. Peygamber(a.s.m) hayır konusunda insanların en cömerti idi. Özellikle Ramazan ayında Hz. Cebrail ile görüştüğünde bu cömertliğinin sınırı olmazdı. Hz. Cebrail ile görüşmesi ise, Ramazan ayı boyunca her gün gerçekleşirdi. Onun da hayır-hasenattaki cömertliği esen rüzgâra benzerdi. (Buharî, Savm, 7)
Sahur Hz. Peygamber, bir Ramazan gününü mutlaka sahur yaparak başlatırdı. Sahur yapmanın faziletine ve bereketine dair Hz. Peygamber bir hadisinde “Bizim orucumuzla Ehl-i Kitap'ın [Yahudi ve Hristiyanlar] orucu arasındaki fark, sahur yemeğidir” buyurarak sahuru, Müslümanlar için ayırt edici bir özellik olarak vurguluyor.Hz. Peygamber'in sahur yemeğinde zaman zaman misafir bulundurduğunu da çeşitli hadislerden öğreniyoruz.
Hz. Peygamber'in sahurla ilgili önemli bir uygulaması da sahur yemeğini geciktirmesi ve bunu tavsiye etmesidir.Niyet Hz. Peygamber'in oruç tutarken vazgeçmediği uygulamalardan birisi de oruca niyet etmesidir.Niyet edilmeden tutulan hiçbir orucun, oruç sayılmayacağını beyan etmiştir. Ayrıca sahura kalkmanın da oruca niyet sayılacağı belirtilmekte İmsak-İftar Arası Hz. Peygamber'in, oruçlu olduğu günlerde günlük işlerini ve diğer ibadetlerini aksatmadığını kaynaklar bize aktarıyor. Ancak Ramazan günlerinde müminleri, sözgelimi gıybet ve yalan söyleme gibi, bazı konularda her zamankinden daha çok uyardığını şu hadisinden öğreniyoruz: “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, onun yeme-içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur.”
Hz. Peygamber'in imsak ve iftar arası en çok dikkat ettiği hususlardan biri de bedensel temizlik… Ağız ve diş temizliği için misvak kullandığını, ayrıca sıcak yaz günlerine denk gelen Ramazan aylarında serinlemek için başına su döktüğünü hadislerden öğreniyoruz.İftar Hz. Peygamber sahur yemeğini ne kadar geciktirmeye gayret ettiyse iftarını açmak için de o kadar acele etmiş ve akşam namazını kılmadan önce orucunu açmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber'in tatlı bir yiyecekle, özellikle de hurmayla orucunu açtığı bilinmektedir. Hurma bulamadığı zamanlarda ise orucunu suyla açmış ve böyle yapılmasını tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber'in, orucunu açarken ettiği dua ise şu şekildedir: “Allah'ım, senin rızan için oruç tuttum, senin verdiğin rızkla orucumu açtım, kabul et. Sen dualarımızı işiten ve kabul edensin.”Teravih Hz. Peygamber, Ramazan akşamlarını özellikle teravih namazı kılarak geçirmiş ve ashabını da bu namazı kılmaya teşvik etmiştir. Hz. Peygamber, teravihi kimi zaman cemaatle kimi zaman da tek başına kılmıştır. Teravihi cemaatle sürekli kılmamasının sebebi olarak da bunun zorunlu bir ibadet olarak yerleşmesini istemediği, zira ümmetine ağır geleceğini düşündüğü yorumu yapılmaktadır.
Hz. Peygamber'in Ramazan'a dair uygulamaları tabi ki sadece bunlardan ibaret değildi. İtikaf ve fitre başta olmak üzere bu aya mahsus çeşitli ibadetleri bizzat yerine getirmiş ve tavsiye etmişti.

Kazakistan'ın yeraltı mescitleri, Ahmed Yesevi Hz.


Kazakistan’ın batısında Türkmenistan, Karakalpakistan, İran ve Hazar Denizi’ne sınırı olan Mangistau eyaletine bağlı Aktav şehrinde bulunan Şopan Ata ve Beket Ata yeraltı mescitleri, görenleri hayran bırakıyor. Ülkenin en zengin petrol yataklarına sahip Aktav şehir merkezine yaklaşık ikiyüz elli kilometre uzaklıktaki mescitler, Ramazan'da ziyaretçileri ağırlıyor.
Sekizinci asrın başlarında Orta Asya’ya İslam’ı anlatmak için gelen Arap kökenli Hocalar grubuna bağlı Şopan ve Beket Ata, Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin izinden giderek İslamın yayılmasına hizmet etmiş.

Hanefi mezhebi ve Maturidi akidesine bağlı olan evliyalar, hayatlarını sufi olarak sürdürdü. Evliyalar bölgesi olarak da adlandırılan Mangistau eyaletinde 362 evliyanın yaşadığı biliniyor.

Halk arasında Şopan Ata olarak bilinen Sülayman Bağırgani’nin Hoca Ahmet Yesevi’nin nasihatı üzerine devesine binerek Harezm bölgesine irşada gittiğini kaydeden Abdrahmanov, Kul Süleyman, Hakim Süleyman, Hakim Hoca Süleyman ve Hakim Ata gibi mahlaslar kullanan Şopan Ata’nın, Hoca Ahmet Yesevi tarzında hece vezni ile yazdığı Bakırgan, Ahirzaman ve Meryem adlı kitapların önemli eserlerinden olduğunu kaydetti.


Şopan Ata Yeraltı Mescidi'nin etrafında bulanan mezarlıkta Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri'nin talebelerinin de yattığını hatırlatan Abdrahmanov, aynı yerde çok eski zamanlara ait kabirlerin de olduğunu bildirdi.
Mescidin bakımını yapan ve gelen misafirleri ağırlayan Meryem Apa, ata-babalardan süregelen adetleri yaşatmaya çalıştıklarını ve mescidin yanına inşa ettikleri dinlenme alanında gelen ziyaretçilerin tüm ihtiyaçlarını karşıladıklarını söyledi.
Mezarlıkta üç tip kabirle bulunuyor. Dönemin zenginlerinin yattığı mezarlar, genellikle görkemli ve büyük anıt tarzı. Müridlerin mezarları ise bel hizasında dörtgen ve sade. Mezarlıkta ayrıca Osmanlı zamanındaki mezar taşlarına benzeyen sade ve üzerinde arapça yazıların olduğu kabirlere de rastlamak mümkün.
Yeraltı mescidinin yanında muridlerin kaldığı yeraltı zikirhaneleri de bulunuyor.
Ziyarete gelenler, eski zamanlardan kalan mezarlıkta niyetlerinin kabulü için dua edip sadaka bırakarak bölgeden ayrılıyor.





Ahmed Yesevi hakkında kısa bilgi için TIK....

Teravih namazının günlere göre ayrı ayrı fazileti vardır


İmam-ı Gazali Hazretleri teravih namazının fazileti hakkında şöyle buyurmuştur; "Hz. Ali'den (ra) rivayet edilmiştir ki:
1. gece teravih namazını kılanın: Bütün günahları bağışlanır.
2. gece teravih namazını kılanın: Kendisinin ve eğer mü’min iseler ana ve babasının günahları bağışlanır.
3. gece teravih namazını kılana: Melekler müjde vererek derler ki: “Ey falan kişi! Sana müjde olsun ki, Allah (cc) senin amelini kabul edip umduğuna nail eyledi.”
4. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'ân’ı okumuş kadar sevap ihsan eder.
5. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Mescid-i Haram’da namaz kılanın sevabı kadar sevap ihsan eder.
6. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Beyt-i Mamur’u tavaf edenin sevabı kadar sevap ihsan eder.
7. gece(bugece)teravih namazını kılana: Allah (cc) Musa'nın (a.s) yanında firavun ve haman ile mücadele etmiş sevabı ihsan eder.

İYİCE YAVŞAMIŞ...ORUÇ TUTANLARLA ALAY ETMENİN BAŞKA BİR VERSİYONU...



İYİCE YAVŞAMIŞ...ORUÇ TUTANLARLA ALAY ETMENİN BAŞKA BİR VERSİYONU... ORUÇLULARI SAVUNMASIZ MI SANIYOR..
KUL GAFİL OLSA DA   ALLAH (CC) GAFİL DEĞİLDİR ZAMAN VERİR TEVBE ETMEMİZ İÇİN AMA ASLA UNUTMAZ..  ASLA!..

TİLAVET SECDESİ


TİLAVET SECDESİ
Tilavet Secdesi: Kur’ân-ı Kerim'de ondört yerde, secde ayeti vardır. Kur'ân'da ondört yerde geçen secde ayetlerinin okunması veya işitilmesi halinde yapılan secdeye tilavet secdesi denir. Bunlardan birini okuyanın veya işitenin, manasını anlamasa da, bir secde yapması vacibdir. Secde ayetlerini yazan, heceleyen secde yapmaz.
Hanefîlere göre vacip, Şafiî ve Hanbelîlere göre sünnet-i müekkededir. Bir mecliste, aynı secde ayeti birden fazla okunursa bir secde yapmak yeterlidir. Namaz dışında secde âyetini okuyan veya secde ayetini işiten kişi, tilavet secdesine niyet ederek tekbir alır ve secdeye gider.

Tilavet secdesinin yapılışı: Namaz dışında secde ayetini okuyan veya secde ayetini işiten kişi, tilavet secdesine niyet ederek abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan "Allahü ekber" diyerek secdeye gider. Üç defa "sübhâne rabbiye'l-a'lâ" dedikten sonra tekbir alarak secdeden kalkar ve "semi'nâ ve ata'nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr" der. (Bakara, 2/286)

Niyet şarttır. Niyetsiz sahih olmaz. Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Bir oturumda, bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder. Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilavet secdesi gerekir. Mesela üç secde âyeti okunursa, üç secde gerekir.

Namazda tilavet secdesi: Namazda okunan secde ayetini namazda olmayan bir kimse işitirse tilavet secdesi yapar. Namazda olan kimse, namaz dışından bir kimsenin okuduğu secde ayetini işitirse, namazını tamamladıktan sonra secde yapar. Namaz kılan kişi okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer.

Kur'ân'daki secde ayetleri:
1- A'râf sûresinin 206,
2- Ra'd sûresinin 15,
3- Nahl sûresinin 49,
4- İsrâ sûresinin 107,
5- Meryem sûresinin 58,
6- Hac sûresinin 18,
7- Furkân sûresinin 60,
8- Neml sûresinin 25,
9- Secde sûresinin 15,
10- Sâd sûresinin 24,
11- Fussilet sûresinin 37,
12- Necm sûresinin 62,
13- İnşikak sûresinin 21,
14- Alâk sûresinin 19. âyetleri secde ayetleridir.

Bu âyetlerden sadece Sâd sûresinin 24. âyetinde "rükû", diğerlerinde "secde" kelimesi geçmektedir. Hac sûresinin 77. âyetinde de "rükû edin ve secde edin" denilmektedir. Hanefîler, bu âyeti secde âyeti saymamışlardır. İmam Şâfiî ve İmam Ahmed bu âyeti secde âyeti saymış buna mukabil Sâd sûresinin 24. âyetini secde âyeti saymamışlardır. Hac sûresinin 77. âyeti haric diğerlerinde secde âyetleri işaretlenmiştir.

A'râf, Ra'd, Nahl, İsrâ, Meryem, Hac ve Sâd sûrelerindeki âyetler okununca secde etmenin "farz"; Furkân, Secde ve Fussilet sûrelerindeki secde âyeti okununca secde etmenin "vacib"; Neml, Necm, İnşikâk ve Alâk sûrelerindeki secde âyeti okununca secde etmenin "sünnet" olduğu da söylenmiştir. (diyanet)

Osmanlı Devleti mi, Osmanlı İmparatorluğu mu?





hilmi kemal
MODERATÖRTartışma - 28 Nis 2014


“Osmanlı Devleti” mi, “Osmanlı İmparatorluğu” mu?

“Osmanlı Devleti mi demeliyiz, Osmanlı İmparatorluğu mu? Ayrıca son günlerde Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalist olduğuna dair söylentiler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

* Osmanlı Devleti’nin adı “Osmanlı İmparatorluğu” değildir sevgili Murteza... O sonradan uydurulan bir isimdir. Osmanlı’nın asıl adı, "Devlet-i Âli Osman”dır.
Geniş bir coğrafyaya hükmetmesi ve farklı ülkeleri egemenliği altında tutması “İmparatorluk” tanımlamasına yol açmıştır…

Dolayısıyla bu isimlendirme “Emperyalizm” çağrısı yaptığı için böyle bir kuşku doğmuştur.

Oysa Osmanlı, tarihinin hiçbir döneminde emperyalist olmamıştır. Bu yakıştırmayı hak edecek bir şey de yapmamıştır.
Bu konuda bir hatıramı anlatmak isterim…

Hac esnasında tanıdığım Arap polislerden biri Yavuz Sultan Selim’i çağrıştıran bıyıklarıma takılıp “Osmanlı bizi dörtyüz yıl sömürdü” deyince, cevabım şu olmuştu: “Osmanlı buraya emperyalist amaçlarla gelseydi, bugün benimle Türkçe konuşuyor olurdunuz.”

Hemen bir de örnek verdim: “Cezayir’de sadece yüz sene kalan Fransa, Cezayir tarihi ile Cezayirlilerin dilini değiştirdi. Cezayir’in resmi dili daha düne kadar Fransızca idi. Biraz daha kalsaydı, muhtemelen dinlerini de değiştirirdi. Emperyalizm böyle olur.”
Osmanlı gittiği yerleri “vatan” bellerdi. İnsanların dinlerine, dillerine karışmazdı. Her alana yatırım yapar, eserlerle donatırdı. Mümkün olduğu kadar hak yememeye çalışır, kul hakkından sakınırdı.

İktisadi manada bir sömürgecilik de sözkonusu değildir. Osmanlı Devlet arşivlerine bakıldığında, eyaletlere yapılan harcamaların âdilane olduğu rahatlıkla görülür.
Osmanlı Devleti her bölgeye, her eyalete eşit mesafede durmuş, yatırımlarını ihtiyaca göre ayarlamıştır.

Gayrimüslim teb’asından aldığı “cizye” (bir nevi vergi) ise askerlikten ve angaryadan muafiyetin bedelidir. Bunu bir nevi, askerlik yapmak yerine “bedel” ödemek şeklinde okumak mümkündür.

Merkezi Ankara'da bulunan Avrasya Yazarlar Birliği ile Suriye Arap Yazarlar Birliği tarafından Lazkiye'de düzenlenen "Türklerin Gözüyle Araplar" konulu sempozyuma mesaj gönderen Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “Osmanlı Devleti Suriye'de emperyalist değildi. Eğer emperyalist olsaydı dört yüz sene bu topraklarda kalamazdı” şeklindeki sözleri gerçeğin tescili mahiyetindedir.
I. İnönü Zaferi var mı?

Sabriye Sevdi/ İstanbul
“İsmet Paşayı inkâr etmek, onun kötü biri olduğunu savunmak yanlıştır. İsmet Paşa, Birinci İnönü Savaşı’nı kazanarak Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.”

* Yakın tarihe ilişkin yorumlar genel olarak belgeden ziyade kanaate dayanıyor. Sabriye Hanımefendi de kanaatini belirtmiş…
O böyle inanıyor…

Tabii kimsenin inancını değiştirmek zorunda değilim. Sabriye Hanımefendinin ne kadar böyle inanmaya hakkı varsa, başkalarının başka türlü inanmaya da en az o kadar hakkı var…

Ama tarih konusunda inançlarımızı mı yarıştırmalıyız, yoksa belgelere mi bakmalıyız?
Belgelere bakacaksak, “Birinci İnönü Zaferi” diye bir zaferin olmadığını öne sürenleri de dikkate almak zorundayız…

Hele bir de, bu iddiayı paylaşanlar arasında, Karabekir Paşa gibi bir İstiklâl Savaşı kahramanı da varsa…

Kâzım Karabekir Paşa’ya göre “Birinci İnönü Zaferi” diye bir zafer yoktur; o bölgede ufak-tefek çatışmalar olmuş, ancak “büyük bir savaş” cereyan etmemiştir.
“Büyük savaş” olmayan yerde, “büyük zafer” de olmaz elbet!
Savaşın büyüklüğü, kayıpların çokluğuyla ölçülür…

Hatırlayalım ki, “Birinci İnönü Muharebesi”nde (6-12 Ocak 1921), sadece 4 subayla 117 er şehit vermişiz (Yunanlılar ise 8 subayla 49 er kaybetmiştir).

Düşünün: “Türk Milleti’nin makus talihi”nin yenildiği iddia edilen bir savaşta daha büyük kayıplar verilmesi gerekmez miydi? (Çanakkale Savaşı misali).

Anneler Günü mü?



Kaz Tüyü İle Yapılan Ürünleri Almayalım!





Ahval-i HayatHerkese açık olarak paylaşıldı - 10:30


Kaz Tüyü İle Yapılan Ürünleri Almayalım!

Sadece kaz tüyü üretimi yapan çiftliklerde hayvanlar, elleri ve ayakları bağlanarak ya da otomatik tüy yolma makinelerine ayaklarından baş aşağı asılarak tüyleri yolunur. Yolunur çünkü birileri kazların güzelliğini, sıcaklığını kıskanır. Kazdan tüylerini almak ister, onunla yatak, yorgan, yastık, mont, yelek yaparak ısınmak, başını kaz tüyü yastığa koyarak rahat bir uyku çekmek, kaz tüyü montunun altında soğuktan korunmak ister. Kazlar, telekleri derilerinden sıyrılırken bu işkencenin etkisiyle acı acı bağırırlar. Her şey para için! Her şey birilerinin lüks, rahat, sıcak diye dayattığı ürünler için… Kazlar çıplak kalır, kazlar üşür, kazlar kanar, kazlar bağırır, insanlar kaz tüyü yastıkta yatmanın rahatını düşlerken kazlar kendi tüylerini yolar. Kazların göğüs tüyleri yolunduktan sonra şampuanla yıkanır, göğsü çıplak kazların yastık olacak tüyleri…

Kaz tüyü vahşetine dur de!

Bilmek sorumluluktur, anlat! Bu acıya, bu vahşete, bu işkenceye ortak olma!!!

Beytullah'ta Ben İlahi Sözleri


Beytullah'ta Ben
Bir sancak altında kaç milyon insan,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can;
İnsanlığı gördüm... Beytullah'ta ben...

Yedi bağın gülü, aynı destede,
Yetmiş iki millet, aynı listede,
Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede;
Tevhîd'le haşroldum... Beytullah'ta ben...

Sînelerde alev, ne kül ne duman,
Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman? ''
Cehennem söndürür, böylesi îman...
Aşk ne imiş gördüm... Beytullah'ta ben...

Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi,
Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi...
Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi;
Sevdâlılar gördüm... Beytullah'ta ben...

Rabb'in o davetli misafirleri;
Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri.
Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri,
Arş'a yollar gördüm... Beytullah'ta ben...

Bir damla misâli, kapılmış sele;
Zengin, fakir, paşa, nefer elele...
Yan yana secd'eder, sultanla köle;
Mahşerle tanıştım... Beytullah'ta ben...

Kimi görmez gözü, elinde âsâ;
Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa...
Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa,
Döner durur gördüm... Beytullah'ta ben...

Kimi, ayağında yarım çarığı;
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı...
Meğerse; kefenmiş başta sarığı,
Ne âşıklar gördüm... Beytullah'ta ben...

Baktım... Sofrasında, nice melekler;
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler,
Gözleri Kâbe'de iftarı bekler,
Tokluğuma yandım... Beytullah'ta ben...

Bir zerre gözü yok, dünya aşında,
Âhir rızkın arar, harman başında,
Rabb'in nazarını, Kâbe taşında;
Gören gözler gördüm... Beytullah'ta ben...

Kimi bahardadır, görmemiş yazı,
Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı;
Kılınır Kâbe'de vedâ namazı,
İmrendim.. El açtım, Beytullah'ta ben...

Kiminde kalmamış, derman bacakta;
İki büklüm yürür, gitmez kucakta...
Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta
Pervaneler gördüm.. Beytullah'ta ben...

O kambur sırtında, eski torbası,
Torbasında sanki, Cennet urbası..
Hele bir, kıyamda var ki durması;
Göz göz oldum, doldum... Beytullah'ta ben...

Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm... Beytullah'ta ben...

Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran,
Îman pençesinde, nefsi ezdiren,
Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren,
Ne veliler gördüm... Beytullah'ta ben...

Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini,
Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini,
Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini;
Canda Cânân gördüm... Beytullah'ta ben...

Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de;
Damlalar köpürmüş, vecde girmede.
Nice peygamberler, nice zirvede;
Durup bakar gördüm... Beytullah'ta ben...

İbrahim Makâmı, sultan sofrası;
Sunulur herkese, bir kevser tası...
Bir cennet şöleni, perde arkası,
Ne sahneler gördüm... Beytullah'ta ben...

Melekler almışlar, şölenden payı;
Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı.
Kalem anlatamaz, bu içtimayı,
Âciz bir kul oldum... Beytullah'ta ben...

Kaç yerinden açılmış, gökte kapılar;
Ardında saraylar, zümrüt yapılar,
Vâdeleri sonsuz, nice tapular;
Elden ele gördüm... Beytullah'ta ben...

Durdum da, tavâfı seyrettim hayran;
Gördüm: Bir kâinat misâli devran...
Hangisi melektir, hangisi insan?
Şaşırdım çok zaman... Beytullah'ta ben...

Bir sağnak misâli selâm yağmuru,
Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru.
İhlâs ateşinde, nice hamuru;
Pişiyorken gördüm... Beytullah'ta ben...

Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan,
Bir sel ki, günahlar bendini yıkan...
Kâbe göklerinden, semaya çıkan;
Merdivenler gördüm... Beytullah'ta ben...

Dağlar, taşlar, secde gelmiş kavrulur,
Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur...
Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur,
Ne zikirler duydum... Beytullah'ta ben...

Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana,
Başkası bir lezzet vermedi bana;
Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana''
İçtim kana kana... Beytullah'ta ben...

Mescid-i Haram'da dokuz minâre;
Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre''
Bir günde beş kere, yürek bin pâre;
Ezanlar dinledim... Beytullah'ta ben...

Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram;
O ne ince nakış, o ne ihtişam...
Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm;
Bin taht kurmuş gördüm... Beytullah'ta ben...

Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim,
Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim.
Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim;
Tattım o lezzeti... Beytullah'ta ben...

Yıllar geçti, aramakla özümü;
Dünya malı kör etmişti gözümü,
Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü;
Gör ki hatırladım... Beytullah'ta ben...

Çekildi kanımdan, şeytân-ı kebir,
Çekildi kanımdan, zorbalık cebir,
Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir;
Yerle yeksan oldum... Beytullah'ta ben...

Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden,
Bir daha istiyor, bir kere giden? ''
Meğer bilemezmiş, insan gitmeden;
Aldım cevabımı... Beytullah'ta ben...

Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp da, mutluyum sanma.
Bedenim Kâbe'den uzakta amma;
Gönlümü bıraktım... Beytullah'ta ben...

O Kapağı Açma,Zulme Ortak Olma..COCO COLA'NIN ZARARLARI


İŞTE COCA COLA'NIN ZARARLARI
“Coca Cola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?" İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Coca Cola’nın zararlarını şu şekilde tespit etti.

08 Aralık 2008 Pazartesi 00:25
“Coca Cola içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?"

1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ‘fosforik asiddir’.

2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)


5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

6. Kolaya ve tatlılara saldırırsınız.

7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.

8. Şişmanlık Hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
barsakforum

Lütfen Danone ürünlerini kullanmayalım yemeyelim yedirmeyelim




İlginize;
Danone markasını Türkiye'de bilmeyen yok. Sabancı holding ortaklığı ile ve sağladığı güven ile Danone Türkiye'ye girmiş oldu. Bu gün sabancı ile ortaklıklarının bitmiş olmasına rağmen çoğu insan sabancı holding ile ortak olduğunu zannederek bu ürünleri almakta.


Peki, Fransızlara ait olan Danone Türkiye'de neden bu kadar çok çocuklar üzerine ürün çıkartmakta ve ucuza satmakta hiç düşündünüz mü?
Aklınıza bir marka düşmanı hatta yabancı düşmanı Profesör yazmış bu mesajı şeklinde bir fikir gelebilir. Söz konusu olayın geleceğimiz üzerinde oynanan çirkin bir oyun olduğunu laboratuar sonuçlarını aldığım zaman ortaya çıktı. Sizde eğer bilimle özellikle fen bilimleri ile ilgileniyorsanız söz konusu üründen alın ve bir fen laboratuarında içerik testi yaptırın (ücreti en fazla 40$) sonra bu sonucu bir nörologla paylaşın bakın neler
olacak. 
Gelişim ve düşünme üzerinde etkili hormanal dengelerin, özellikle muhakeme kabiliyetinin nasıl engellendiğini
bir nörolog anlatsın size o zaman benim gibi tatmin olursunuz. Danonenin Türkiye için üretilen ürünlerinin içerisine çocukların zihinsel ve bedensel gelişimini etkileyecek madde olduğu ne yazık ki bir gerçek ve şu an Daninolar sadece 2 ve 12 yaş arası çocuklara yedirilmekte.

Yani tam gelişim zamanında. Gelecek nesillerimizin zeki olmasını engellemek için şimdiden yoğun çaba içerisinde oldukları anlaşılıyor ve tüm pazarlama şirketleri şuan Danone ile anlaşmalı. Kapı kapı dolaşıp piyasa fiyatının altında ürünlerini  satmaktadırlar. Ayrıca şirketlere ve dağıtım elemanlarına çok iyi ücret  ödenerek daha fazla surum yapılmakta, daha fazla insana ulaşmaktadırlar. Lütfen Danone ürünlerini kullanmayalım ve bu konuda bizler duyarlı olabiliriz. Ama bu yetmiyor. Marka düşkünü bir gençlik olduğu sürece bu  firmaların Türkiye'de ekmeklerine yağ sürülecektir. Lütfen uyanalım ve  uyaralım.

Prof. Dr. Turan Karadeniz
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ordu Ziraat Fakültesi
Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı ORDU
Tel: +90 452 230 05 56
Faks: +90 452 225 12 61

Namaz kılan ile kılmayanın Allah katında ki farkı..


5 VAKİT NAMAZ KILAN BİR İNSAN GÜNDE.!!!
+40 besmele çekiyor
+40 Fatiha okuyor
+80 kez Er-Rahman diyor
+80 kez Er-Rahim,
+213 kez Allahu ekber,
+120 kez sübhane rabbiye'l azim,
+240 kez sûbhane rabbiye'l âlâ diyor
+15 kez Sûbhaneke okuyor
+40 kez semi allahu limen hamideh,
+40 kez Rabbena lekel hamd diyor
+40 kez Amin (ya rabbi duamı kabul et) diyor
+33 kez zamm-ı sure okuyor
+21 kez Ettehiyyatu ile peygamberimize selam gönderiyor
+21 kez kelime-i şahadet getiriyor
+26 kez meleklere ve müminlere selam veriyor
+13 kez Allahumme entes-selâmu ve minke's selamu tebarekte ya zel-celali ve'l ikram diyor
+13 kez Rabbena âtîna
+13 kez Rabbenağfirli okuyor
+15 kez Allahumme salli selavatını,
+15 kez Allahumme barik salavatını okuyor
+15 kez Euzubesmele çekiyor.
BUNLARI YAPAN BİR İNSANLA BUNLARI YAPMAYAN İNSANIN ALLAH KATINDAKİ FARKINI VARIN SİZ DÜŞÜNÜN.!!!


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. DMCA.com Protection Status