Zafer Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zafer Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ben’im adıma yemin ettikten sonra sözünden dönen kişi


Zafer Yildiz

(TOPLULUK)  -  Dün 20:26
 
Rasûlullah (sav) buyurdular: “Allâh Teâlâ şöyle buyurdu:
Ben kıyâmet günü şu üç (grup) insanın düşmanıyım:
Ben’im adıma yemin ettikten sonra sözünden dönen kişi, hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kişi, ücretle bir işçi tutup işini gördüren ve işçinin ücretini vermeyen kişi.”

(Buhârî, Büyû 106, İcâre 10)

Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey..


Zafer Yildiz

(TOPLULUK)  -  Dün 21:18
Riyâ (Gösteriş) ve Gizli Arzular

Sahâbeden Şeddâd bin Evs bir gün ağladı.
Kendisine:
"-Seni ağlatan nedir?" diye sordular.
Şöyle buyurdu:
"-Rasûlullah Efendimiz'den işittiğim bir hadis beni ağlattı. Efendimiz (sav)'in bir gün:
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah'a şirk koşmaları ve gizli şehvettir buyurduğunu işittim ve:
Yâ Rasûlallâh! Ümmetin Sen'den sonra şirke düşecek mi?
diye sordum:
Evet! Ama onlar Güneş'e, Ay'a, taşa ve puta tapmayacaklar.
Ancak amellerinde gösteriş yapacaklar.
Gizli şehvete gelince, onlardan biri oruçlu olarak sabahlayacak, karşısına nefsânî arzularından biri çıkınca onun peşine takılarak orucunu terkedecek. buyurdular."

(Heysemî, III, 201. Krş. İbn-i Mâce, Zühd, 21; Hâkim, IV, 366/7940; Ebû Nuaym, Hilye, 1,268)

Aciklama
Gizli şehvete yani gizli ve kuvvetli arzulara, in-sanın kaçınması gereken bütün günahlar dâhildir. Meselâ kişi güzel bir kadın görür, gözünü ondan çevirir ancak ona kalbiyle bakmaya devam eder.

İnsanlara karşı, mâsiyetleri ve nefsânî arzuları terketmiş gibi görünür, ancak kalbinde bunların arzu-su hâlâ mevcuttur. Yalnız kaldığında günahları gizlice işler.
Diğer bir îzâha göre riyâ, insanın gösteriş yapa-rak açıkça amel işlemesidir. Gizli şehvet ise yaptığı amelleri insanların görüp bilmesini arzulamasıdır.

O geceden mahrum kılınan kimse, bütün hayırlardan mahrum kılınmıştır (kadir gecesi)


Zafer Yildiz

(TOPLULUK)  -  23 Tem 2013
 
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu

“Muhakkak bu Ramazan ayı size ulaştı.
Bu ayda bin aydan hayırlı bir gece (Kadir Gecesi) vardır.
O geceden mahrum kılınan kimse, bütün hayırlardan mahrum kılınmıştır.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah bu sebeple kendisine on misli sevap yazar..


.İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah bu sebeple kendisine on misli sevap yazar.''
Tirmizi, Taharet 44, (59).

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır..

."Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:


Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir  darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.
Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.


.Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.
Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

Sen kısa kıldın, ben tam kıldım, sen yedin ben oruç tuttum..

.Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte umre yapmak üzere Medine'den Mekke'ye doğru yola çıktık.
Mekke'ye gelince:
 "Ey Allah'ın Resûlü, annem babam sana feda olsun.
 Sen kısa kıldın, ben tam kıldım, sen yedin ben oruç tuttum, (ne dersiniz?) '' dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Aişe güzel yaptın!'' buyurdu ve bu işimde beni kınamadı '' dedi.'

Nesâî, Taksîru's-Salât 4, (3, 122).

Şeytânin Hilesi


..Şeytânin Hilesi

Adamin biri Hasan-ül Basrî'ye Seytan uyur mu diye sorar.
 Hasan da gülümseyerek;
O uyusaydi, biz rahat ederdik  diye cevap verir.
Demek ki, mü'min için seytandan kurtulus yoktur.
Fakat ona karsi koymak, gücünü azaltmak mümkündür.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
 Içinizden biri yolculukta devesini nasil halsiz düsürürse, mü'min de seytanini öyle biktirip halsiz düsürür.
Ibni Mes'ûd (R.a.) buyurur ki;

Mü'minin seytani halsiz ve perisandir.
Kays Ibni Haccâc buyurur ki;
Seytanim bana dedi ki;
Sana geldigim zaman kurbanlik hayvan gibi idim, simdi serçe gibiyim.»
Neden?
 diye sordum; bana Her ân Allah'in (C.C.) adini anarak beni eritiyorsun! diye cevap verdi.
Demek ki, takva ehline göre, seytanin girecegi kapilari kapamak veya onun yolunu gözetleyip zararindan korunmak zor degildir. Burada görünen kapilari ve günâha sürükleyen açik yollari kasdediyorum. Onlar yalniz onun dolambaçli yollarinda tuzaga düsebilirler Çünki bu yollari görüp gözetip koruyamayabilirier.
Zira kalbe varan yollar içinde seytana ait olanlar bir çok oldugu halde, meleklere ait olan, yalniz bir tanedir. O tek kapiyi diger kapilardan ayirdetmek zordur. Insan bu durumda, karanlik gecede yönü belirsiz bir çok yolun basinda kalan bir çöl yolcusu gibidir. Yolunu seçebilmek için basiret gözüne ve aydinlatici günesin dogusuna muhtaçtir.
Burada basiret gözü, takva ile erinmis kalb, aydinlatici günes de yolun dogrusunu seçmede kendisine rehber olacak olan Allah'in Kitabi ile Rasülallah 'in Sünneti'ne dayanan bilgidir. Yoksa önündeki yollar çok ve belirsizdir.
Abdullah Ibni Mes'ûd buyurur ki.
Peygamber'imiz bir gün yere bir çizgi çizdi ve bu Allah'a varan yoldur dedi. Arkasindan o ana cizginin sagindan ve solundan gecen bir kac çizgi daha çizdi ve Bunlar da cesitli yollardir, her birinin basinda birer seytan vardir ve kendi yoluna cagigir. diyerek su âyeti okudu:

"Bu benim dosdogru yolumdur. Bu ana yolu tutun.
Cesitli yan yolltara girmeyiniz ki, bu tutum, sizi O'nun ana yolundan ayri düsürmesin.
 Allâh, kötülüklerden sakinasiniz diye bunlari size emretti."
(En´am - 153)

Biz seytanin belirsiz yollarina örnek olarak iste acik bir misâl verdik, günah islemekten kaçman, nefsî arzularina hâkim olan âlim ve âbidleri aldatmak için kullandigi yol budur. Simdi de herkesçe malûm olan acik yollarindan bir örnek verelim. Bu yola insan mecbur kalmadikça sülük etmez,
örnek sudur;
Peygamberimizden rivayet edildigine göre buyurmustur ki:
israilogullarinda bir kesis vardi. Seytan bir kiza kasdederek onun girtlagini sikti. Ailesine de kizlarini ancak söz konusu kesisin tedavi edebilecegini telkin etti.
Bunun üzerine kizlarmi kesise getirdiler. Adam önce kizi tedavi etmek istemedi ise de asiri israrlar karsisinda razi oldu. Kiz, tedavi için yaninda kalirken seytan kesise sokularak irzina geçmesi için adami kiskirtti. Kiskirtmalar sonunda kesis, kizin irzina geçti ve kizi gebe birakti.
Bunun üzerine seytan «Simdi ailesi gelecek, rezil olacaksin. Onu öldür. Sorarlarsa, (öldü) dersin» diye içine vesvese saldi.
Kesis de seytana uyarak kizi öldürüp gömdü.
Arkasindan seytan kizin ailesine kostu, kesisin onu gebe biraktiktan sonra öldürüp gömdügünü gammazladi. Ailesi kesise kizlarini sorunca «öldü» dedi.
Bunun üzerine kizin ailesi, kizlarina karsilik kesisi öldürmeye karar verdiler. Bu arada yine seytan ona sokuldu.
Kizin girtlagini sikan da, ailesini senin üzerine kiskirtan da benim.
Benim sözüme uy ki, kurtulasin. Seni onlarin elinden yalniz ben kurtarabilirim* dedi.
Keşiş
Ne yapmami istiyorsun dedi.
 Seytan
"bana iki kere secde edeceksin" dedi.
 Keşiş de seytana iki kere secde etti.
Bunun üzerine seytan, ona «Seninle artik hiç bir isim kalmadi» diyerek ortadan kayboldu.
Iste  Allah c,c  bu babda söyle buyuruyor:

"Yahudileri müslümanlar ile savasmaya kiskirtan münafiklarin durumu, seytanin tutumu gibidir. Hani insana «Kâfir ol» demis. Insan da kâfir olunca «Ben, senden beriyim. (Uzagim) Ben Alemlerin Rabb'i olan Allâh'dan korkarim» demistir."
(Hasr - 16)
Söylendigine göre, seytan. Imâm-i Safii'ye Beni diledigi gibi yaratip diledigi yolda kullanan ve sonra da dilerse cennete, dilerse cehenneme koyacak olan Allah hakkinda ne dersin, bu davranisinda âdil midir, yoksa zâlim midir?» diye sorar.
Imâm-i Safii onun bu sözü hakkinda düsünür, sonra su cevabi verir.
«Hey mel'ün! Senin arzuna göre seni yaratti ise sana muhakkak zulmetmistir. Eger seni kendi irâdesi geregince yarati ise O. davranislarinda sana karsi mes'ül degildir. Davranislarindan mes'ül olanlar, insanlardir.
Bu cevap karsisinda seytan perisan olup neredeyse yerin dibine geçer. Arkasindan Safii' ye vallahi «Ben bu soru ile, yetmis bin âbidi, kulluk mertebesinden çikarak zindiklar hanesine döndürdüm diye cevap verir.
Yine söylendigine göre, seytan bir gün Hz. Isa'ya (A.S) görünerek O'na
Lâ ilâhe illallâh de diye teklif eder.
Hz. Isâ (A.S.) ona Dogru sözdür, fakat onu senin demenle söylemem» diye karsilik verir.
Cünki onun Kötülük yolundaki hesapsiz tuzaklari gibi iyilik yolunda görünen tuzaklari da vardir. Allâh'in koruduklari müstesna, bir çok âbidi zahidi, zengini ve çesitli zümreye mensub kimseyi bu yoldan helake sürükler.
Allah'im! Bizi onun tuzaklarindan koru da hidâyet üzere iken sana kavusabilelim.
Amin. yâ Mümin!

Günahtan Sakınıp Şüpheli Şeylerden Uzak Durmak


Günahtan Sakınıp Şüpheli Şeylerden Uzak Durmak

Siz iftirayı günahsız ve kolay bir iş sanıyorsunuz.
 Halbuki o Allah katında büyük bir günahtır.” (Nur: 24/15)
“Çünkü Rabbin her an ve zamanda herkesi ve her şeyi gözetleyip durmaktadır.” (Fecr: 89/14)

Hz.Nu’mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır.
Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.
Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir.
Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.”(1)

Aciklama: Şüpheli işlerle birlikte olanlar kısa bir zaman sonra kendilerini haramın içinde bulabilirler. Kalbin sıhhati ise Ra’d: 13/28’de buyurulduğu üzere ancak Allah’ı hatırlamakla huzura kavuşur. Kitap ve sünnette hükmü olmayan ve kalbe kıcık veren her şüpheliden uzak durulmalı ki harama girilmesin. (2)

Hz Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre:
Peygamber aleyhisselâm yolda bir hurma buldu ve:
“Bu hurmanın sadaka olması ihtimâlinden korkmasaydım, onu yerdim” buyurdu.(3)

Nevvâs İbni Sem’ân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“İyilik güzel ahlâktan ibarettir. Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir.”(4)

Vâbisa İbni Ma’bed radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzûruna varmıştım.
Bana:
– “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.
– Evet, dedim.
O zaman şunları söyledi:
– “Kalbine danış.
İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir.
Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvâlar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.”(5)

Aciklama: İyilik ve günahı ne güzel tarif etmiş Allah Rasulü. (6)

. Ebû Sirva’a Ukbe İbni Hâris radıyallallahu anh’den rivayet edildiğine göre, kendisi Ebû İhâb İbni Azîz’in kızı ile evlenmişti. Bu olay üzerine bir kadın çıka geldi ve:
– Ben Ukbe’yi de, evlendiği kadını da emzirmiştim, dedi.
Ukbe o kadına:
– Beni emzirdiğini bilmiyorum. Üstelik bunu bana hiç söylemedin, dedi. Sonra da bineğine atlayıp Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e danışmak üzere Medine’ye gitti. Oraya varır varmaz meseleyi Peygamber aleyhisselâm’a açtı.
Allah’ın Resûlü:
– “Mâdemki böyle deniyor; o kadınla nasıl evli kalabilirsin?” buyurunca, Ukbe ile karısı ayrıldı ve kadın bir başkasıyla evlendi.(7)

*Aciklamasi: Günaha girme ve devamlı günah işleme korkusu varsa kişi hemen o işten uzaklaşmalı. İşte sahabe böyle bir şeyin fetvasını alır almaz hemen o işi bitiriveriyor, şüphe ve tereddüd göstermeden. (8)

Hasan İbni Ali radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu kendisinden duyup ezberledim:
“Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!”(9)

Aciklamasi:  Helal mi haram mı belli olmayan ve şüpheli gözüken şeylerden uzak durmalı ve harama götüren bu yolu terketmelidir. (10)

Hz. Âişe radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Ebû Bekir es–Sıddîk radıyallahu anh’ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını Ebû Bekir’e verir, o da bundan yerdi.
Yine bir gün köle kazandığı bir şeyi getirdi, Ebû Bekir de onu yemeğe başladı. Köle Ebû Bekir’e:
– Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun? diye sordu. Ebû Bekir de:
– Söyle bakalım, neymiş? diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:
– Falcılıktan anlamadığım halde, Câhiliye devrinde birine falcılık yaparak adamı aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık, işte bu yediğin şeyi çıkarıp verdi.
Bunun üzerine Ebû Bekir parmağını ağzına sokarak yediklerinin hepsini kustu.(11)

Aciklamasi: Haram ve haram ihtimali bulunan şeylerden daima uzak durmalı gerekirse ve mümkün olursa Ebu Bekir gibi o işe hemen son vermelidir. (12)

Hz Nâfi’den rivayet edildiğine göre:
Ömer İbnü’l–Hattâb radıyallahu anh ilk hicret eden sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullah’a da üç bin beş yüz dirhem maaş bağlamıştı.
Hz. Ömer’e:
– Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın? diye sordular.
Hz. Ömer şunları söyledi:
– Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına hicret edenlerle bir tutulamaz. (13)

Aciklama: Sorumluluk mevkiine gelenler yakınlarını kayırma yoluna gitmemelidir. (14)

597. Atıyye İbni Urve es–Sa’dî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kul günaha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bazı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.”(15)

Aciklama:  Al-i İmran: 3/102’de belirtildiği gibi müslüman sadece günahlardan değil günah ihtimali olan davranışlardan uzak durmalıdır. (16)
--------------------------------------------------------------------------------
KAYNAKLAR:
(1) Buhari, iman 39, Müslim Müsakat 109.
[2] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 202.
[3] Buhârî, Büyû’ 4, Lukata 6; Müslim, Zekât 164–166. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 29.
Bir benzeri 300’de geçmiş gereken açıklama orada verilmişti. Ehli beyte sadakanın haramlığı hk. 347’ye bkz.
[4] Müslim, Birr 14, 15. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 52.
624’de tekrar gelecektir. Açıklama orada verilecektir.
[5] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 227–228; Dârimî, Büyû’ 2.
[6] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 203.
[7] Buhârî, İlim 26, Büyû’ 3, Şehâdât 4, 13, 14, Nikâh 23. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Akdiye 18; Tirmizî, Radâ’ 4.
[8] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 203.
[9] Tirmizî, Kıyâmet 60. Ayrıca bk. Buhârî, Büyû’ 3; Nesâî, Kazâ 11.
Bu hadisin tamamı 55 numarada geçmişti.
[10] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 203.
[11] Buhârî, Menâkıbü’l–ensâr 26.
[12] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 203.
[13] Buhârî, Menâkıbü’l–ensâr 45.
[14] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 203.
[15] Tirmizî, Kıyâmet 19. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 24.
[16] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 204.

Tilavet secdesi, Secde âyetleri hangi surelerdedir?,Tilavet secdesi nedir, ne zaman ve nasıl yapılır, Secde âyetini göz ile okusak secde gerekir mi?



.Tilavet secdesi
Sual: Secde âyetleri hangi surelerdedir?
CEVAP
Aşağıdaki surelerdedir. Yanlarında âyet numaraları da belirtilmiştir:
Araf 206
Rad 15
Nahl 49
İsra 107
Meryem 58
Hac 18
Furkan 60
Neml 25
Secde 15
Sad 24
Fussilet 37
Necm 62
İnşikak 21
Alak 19
Sual: Tilavet secdesi nedir, ne zaman ve nasıl yapılır?
CEVAP
Kolay anlaşılması için maddeler halinde bildirelim:
1- Tilavet, Kur’an okumak demektir. Secde âyeti okununca yapılan secdeye tilavet secdesi denir.
2- Namaz kılması farz olan bir kimse, Kur’an-ı kerimde bulunan 14 yerdeki, secde âyetinden birini okusa veya işitse, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir.
3- Tilavet secdesi yapmak için, niyet edilir. Niyet şarttır. Niyetsiz sahih olmaz. Abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan, Allahü ekber der ve secdeye gider. Secdede üç defa Sübhâne rabbiyel-a’lâ der. Sonra, Allahü ekber der ve ayağa kalkar. Böylece secde-i tilavet tamam olur.
4- Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlıya ve nifaslıya [lohusaya] temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.
5- Bir oturumda, bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder.
6- Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilavet secdesi gerekir. Mesela üç secde âyeti okunursa, üç secde gerekir.
7- Namaz kılarken, dışardan birinin okuduğu secde âyetini işiten, namazdan sonra tilavet secdesi yapar.
8- Namazda okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer.
9- Secde-i tilavetin kazası, acele değildir. Gecikirse günah olmaz. Fakat sebepsiz, zaruretsiz tehir etmek tenzihen mekruhtur.
10- Secde âyetini mubah vakitte okuyup, namaz kılmak mekruh olan üç vakitte tilavet secdesi yapmak caiz değildir. Secde âyeti mekruh vakitte okunursa, bu vakitte secde etmek caiz diyen âlimler olduğu gibi mekruh diyen âlimler de vardır. Mekruh olmayan vakte tehir edilirse bütün âlimlere uyulmuş olur. (Hindiyye)
11- Kur’an-ı kerim okunan yerde bulunduğu halde, işitmeyen kimse, secde etmez.
12- Secde âyetini yazan ve heceleyen, secde yapmaz.
13- Birkaç kişiden her biri, secde âyetinden birer kelime okusalar, bunu işitenlere tilavet secdesi yapmak gerekmez. Çünkü, secde âyetini bir kişi okuyunca, bunu işitenlerin secde yapması vacip olur.
Çeşitli kimselerin okudukları kelimeler toplanarak, bir kişi bütün âyeti okumuş gibi yapılamaz. Çünkü, Kur’an-ı kerim okumak için, kimse başkası yerine vekil yapılamaz. (Dürr-ül-muhtar)
14- Secde âyetinin tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.
15- Yaptığını anlayacak yaşta olan çocuğun okuması ile, işitenlerin secde etmesi gerekir. Daha küçük yaşta ise gerekmez.
16- Ara sıra deliren, deli iken secde âyetini okursa, secde gerekmez. Akıllı iken okursa gerekir.
17- Dağdan, çölden ve bir yerden aksedip, yansıyıp geri gelen sedayı işiten ve papağandan veya başka kuştan işiten secde etmez. İnsan sesi olması gerekir. (Dürr-ül-münteka)
18- Radyodan işitilen ses, hâfızın sesine benzeyen, cansız alet sesidir. Bunun için, fonografta [gramofonda, teypte, radyoda. tv’de ve benzeri vasıtalarda] okunan secde âyetini işiten, tilavet secdesi yapmaz. (Mezahib-i erbea)
Elmalılı Hamdi Yazır, Arâf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki:
Kıraet, bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir. Akıllı olmayandan ve cansız varlıklardan çıkan seslere kıraet denilemeyeceği gibi, aks-i sadâdan, sesin yankılanmasından meydana gelen şeye de kıraet denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraetin yankılanmasından hasıl olan yankıya kıraet ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi lazım gelmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraet denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraet değildir, bir çınlamayı dinlemektir. Kur’an okuyanın sesini aksettiren gramofondan [teypten] veya radyodan gelen sese de kıraet denilemez. Bunun gibi sesler bir kıraet değil, bir kıraetin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez. (s.2361)
19- Kâfirin okuduğunu işiten müslümanların secde etmesi vacip olur.
20- İmam-ı Nesefi, Kâfi kitabında buyuruyor ki:
Sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak, 14 secde âyetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde edeni, Allahü teâlâ, o dert ve beladan korur. (Dürr-ül-muhtar, Nur-ül-izah)
Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini uzatıp, kendinin ve bütün müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua etmelidir.
21- Secde âyeti üç mekruh vakitte okunursa, tilavet secdesini bu vakitlerde yapmak, bir kavle göre caiz ise de, mekruh olmayan vakte tehir etmek evlâdır. (Dürer, Tahtavi)
Sual: Yalnız başına namaz kılarken, zammı sure olarak secde âyetini okuyan kimse, hemen rükuya gitse, tilavet secdesini yapmış olur mu?
CEVAP
Bir kimse, namaz içinde secde âyeti okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Fakat, secde âyetinden sonra üç âyetten fazla okumuşsa, tilavet secdesi, namaz için yapmış olduğu rüku veya secdeler ile kendisinden sakıt olmaz.
Bu durumda, namaz içinde, tilavet için ayrıca secde etmesi gerekir. Yalnız başına namaz kılarken, tilavet secdesi, namaz içinde eda edilmezse, artık namaz dışında kaza edilmez. (Halebi)
Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin sayısına bakmaksızın hemen Allahü ekber diyerek tilavet secdesine varır. Tilavet secdesi niyeti ile yalnız rükuya varması da kâfidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç âyet daha okuyup, namazın rüku ve secdelerini yapar, namazına devam eder.
Eğer bir sureyi bitirmiş ise, diğer bir sureden birkaç âyet okur; çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz, böyle birkaç âyet okumadan namazın rüku ve secdesine gitmek mekruhtur.
Sual: TV’de mukabele okunuyor. Secde âyetlerini dinleyince, secde-i tilavet gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez. Fakat Kur'an-ı kerimi takip ederken veya dinlerken, sesli olarak okuyana, secde-i tilavet gerekir. TV’den, radyodan ve teypten duyulan secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez. (M.Erbea)
Sual: Yapılmayan secdelerin kazası nasıl yapılır?
CEVAP
Okuduğum ilk secde âyetinin secde-i tilavetini diye niyet edilir.
Sual: Bir kitapta tilavet secdesinin yedisi farz, üçü vacip, dördü sünnet diye yazıyor. Böyle bir rivayet de var mı?
CEVAP
Vardır.
Sual: Secde-i tilavetten sonra, tilavete başlansa, Euzü lazım mı?
CEVAP
Hayır.
Sual: Bir kağıda yazılı 14 secde âyeti okununca bir secde etmek yeter mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Tilavet secdesi için abdestli olmak şart mıdır?
CEVAP
Evet.
Sual: Secde âyetini göz ile okusak secde gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Çünkü göz ile okumak, tilavet sayılmaz.
Sual: Secde âyetinin mealini okuyanın, işitenin veya hoparlörden işitenin tilavet secdesi yapması gerekir mi?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde 14 yerde bulunan secde âyetinden birini okuyan veya işiten, manasını anlamasa da, bir secde yapması vacibdir. Meal okumak uygun değil ise de, mealini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, tilavet secdesi yapar. Hoparlörden, kasetten, teypten, TV veya radyodan işitenin, secde-i tilavet yapması gerekmez. (M.Erbaa, Elmalı tefsiri)
Sual: Güneş doğduktan işrak vaktine kadar, tilavet secdesi ve şükür secdesi caiz midir?
CEVAP
Tilavet secdesi mekruh, şükür secdesi mekruh değildir.
Secde âyetini duyunca
Sual: Cünüp, abdestsiz veya hayzlıyken secde âyetini dinleyene, tilavet secdesi gerekir mi?
CEVAP
Secde âyetini işiten cünübün veya abdestsizin, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapması gerekir, fakat hayzlıya temizlendikten sonra da tilavet secdesi yapmak gerekmez.
Sual: Namazda, sonunda secde âyeti olan bir sureyi mesela Alak suresini okuyanın, namaz içinde veya namaz dışında tilavet secdesi yapması gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez. Bir kimse, namazda secde âyetini okuyup rükûa gitse, rükû yaparken tilavet secdesine niyet etse de, etmese de, bundan sonra secde etmekle, o kimseden tilavet secdesi sakıt olur. Yani ayrıca tilavet secdesi yapması gerekmez. (Halebî)
Eğer secde âyetinden sonra, birkaç âyet daha okumaya devam ederse, tilavet secdesine niyet etmesi gerekir.
Namazda secde âyeti okunduktan 2-3 âyet sonra rükûa eğilip tilavet secdesine niyet edilse, namazın rükû veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Secde âyetinden sonra, üç âyetten fazla okunursa, hemen ayrıca rükû veya bir secde yapılıp ayağa kalkılır. Okumaya devam edilir. (S. Ebediyye)
Tilavet secdesi namaz içinde yapılmazsa, namazdan sonra yapılmalıdır.
Secde âyetini yazmak
Sual: Secde âyetini yazmakla veya gözle okumakla, tilavet secdesi gerekir mi?
CEVAP
Yazmak ve gözle okumak, kıraat sayılmadığı için, tilavet secdesini gerektirmez.
Sağır ve secde âyeti
Sual: Bir ortamda, secde âyeti okunsa, oradakiler, tilavet secdesi yapsalar, orada olup da sağır olduğu için duymayan kimse, secde âyeti okunduğunu anlasa veya işitenler ona söyleseler, onun da, tilavet secdesi yapması vacib olur mu?
CEVAP
Evet, vacib olduğunu bildiren kitaplar olduğu gibi, vacib olmayacağını bildiren kitaplar da var. Vacib olduğunu bildirenlerin kavli, ihtiyata daha uygundur. Bunların gerekçeleri şöyledir:
Sağır olmayanlar arasında, secde âyetinin okunduğunu duymayan çıkabilir. Eğer oradakiler, secde âyeti okunduğunu söylüyorlar ve kendileri de secde ediyorlarsa, duymamış olanların, duyanlara uyarak secde etmeleri vacib olur.
Sağır, secde âyetinin okunduğu yerde hazır olsa, orada bulunan cemaatle beraber tilavet secdesi yapar. (Mecmua-i Zühdiyye)
Okunan secde âyetini dinleyen kimse, anlasa da, anlamasa da, kendisine secde âyetinin okunduğu haber verilince, secde etmesi gerekir. İmam, secde âyetini okuduğu zaman, cemaat duysun veya duymasın, cemaate de, tilâvet secdesi vacib olur. Tilavet secdesi yapmak için, namazda, kıraatin açık veya gizli olması arasında da bir fark yoktur. Yani açık okunsa da, gizli okunsa da tilavet secdesi gerekir. (Hindiyye)
Başkalarının okuduğu secde âyetini duymayan sağıra, secde etmek gerekmez. (Nimet-i İslâm)

Evlilikte Denklik (Küfüv)


Evlilikte Denklik (Küfüv)

Kelime olarak küfüv, denklik ve eşi olmak demektir. Fıkıhda ise, evlenecek olan çiftlerin, birbirlerine bazı konularda denk olmaları demektir.
Evlenmede denklik, kadınlar için erkekte aranır. Yâni bir erkeğin, evleneceği kadına, müslümanlık, neseb, hür olma, meslek ve zenginlik gibi niteliklerde denk durumda bulunması, özellikle kadını korumak için öngörülmüştür.
Mezhepler, evlenecek kişiler arasında dindârlık bakımından eşitlik bulunmasının kesinlikle gerekli olduğu görüşünde birleşmişlerdir. Bunun yanında Hanefîler, erkeğin soy bakımından, kadından daha aşağı olmaması gerektiğini söylemişlerdir.
(113)
İslâm hukûkunda denklikten maksad, evlenecek eşler arasında dînî, ekonomik ve sosyal seviye bakımından yakınlık ve denklik bulunmasıdır. Bu denkliğin, hem çiftler arasında, hem de hısımları arasında seâdet,  huzûr ve sevgiye vesîle olacağı düşünülmüştür. Evlilikte denklik, bir sıhhat şartı değil, bağlayıcılık şartıdır. Yâni denklik, evlilik için mecbûrî bir şart olmayıp, ancak âile seâdetinin te’mîni içindir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ali (r.a.)’a hitâben şöyle buyurmuşlardır: 
"Üç şeyi geciktirme:  Vakti gelince namazı; hazır olduğunda cenâzeyi; dengini bulunca evlenecek kızı..." (114)
Ayrıca başka bir hadîs-i şerîfde:
"Kadınları denkleriyle evlendirin, onları velîleri evlendirsin.. On dirhemden az mehir yoktur." (115) buyurulur.
Hanefîler’e göre denklik (kefâet), altı yerde aranır. Bunlar: Dindârlık, İslâm, hürriyet, neseb, mal ve meslektir.
1. Dindârlık: Dînî kurallara bağlı olmayan ve ahlâk bakımından zayıf olan fâsık bir erkek, iffetli ve fazîletli bir kadına denk sayılmaz. Aynı şekilde, dînî kurallara bağlı olmayan ve ahlâk bakımından zayıf olan fâsık bir kadın da, iffetli ve fazîletli bir erkeğe denk sayılmaz. 
 
2. İslâm: Burada denklikten maksad, kocanın müslüman olması değildir. Zîrâ  kocanın müslüman olması, evliliğin sıhhat şartıdır. Müslüman olmada denklik, kocanın,
babası veya büyükbabası bakımından aranır. 
 
3. Hürriyet: Çoğunluğa göre köle, hür olana denk değildir.
 
4. Neseb: Bu konudaki denklik, Araplar arasında geçerli sayılmıştır.

5. Mal: Eşlerin, aynı derecede mal ve servet sahibi olması da, evlilikte önemli bir unsurdur. 

6. Meslek: Evlenecek erkek ve kadının velîlerinin iş ve meslekleri arasında bir denkliğin bulunması gerekir. (116)
Ayrıca çiftler arasında boy ve güzellik gibi fizîkî ölçülere de dikkat edilmesi, eşlerin anlaşabilmeleri ve birbirleriyle uyum sağlayabilmeleri açısından önemli bir husustur. Netice olarak İslâm hukukçularının büyük
çoğunluğu, nikâhın mûteber olmasında kocanın kadına denk olmasının şart olduğunda müttefiktirler. Denkliğin, mutlakâ dindârlık ve güzel ahlâkda aranması gerektiği üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Asr-ı seâdetteki tatbîkâta  bakıldığında da denkliğin, en başta dindârlık ve güzel ahlâkda arandığı açıkça görülür.
Ashâb-ı kirâmdan Sehl b. Sa’d es-Sâidî (r.a.) anlatıyor:
"Birgün Rasûlullâh (s.a.v.)’in huzûrundan bir adam geçti. Hz. Peygamber (s.a.v.) yanında oturanlardan birine;
"Şu geçen hakkında ne dersin?" buyurdu. O da:
"Eşrâfdan biridir. Vallâhi kız istese kendisine verilmesine, bir şey hakkında konuşsa, sözünün dinlenmesine çok lâyıktır." cevâbını verdi. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz sustular. Bir müddet sonra bir başkası geçti. Bu sefer yine:
"Ya bunun hakkında ne dersin?" buyurdu.
Adam cevap verdi:
"Yâ Rasûlallâh, bu müslümanların fakirlerinden biridir. Kız istese reddedilmeye, bir şey hakkında şefâat etse,
kabul olunmamaya ve konuştuğu vakit, sözü dinlenmemeye lâyıktır." 
Bunun üzerine Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular:
"(Hayır) bu (adam), yeryüzü dolusunca öbüründen hayırlıdır." (117)
Evlenecek eşler, güzellik ve zenginlik câzibesine kapılarak ahlâkı ve dîni zayıf kadınlarla evlenmemelidirler. Böyle evlilikler, çoğu zaman hüsranla neticelenmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, dâimâ dindâr olan kadınların tercih edilmesini tavsiye buyurmuşlardır. Hakîkatte denklik; erkeğin değil, kadının menfaatine yönelik bir haktır. Eşlerin, gönül ve görüş birliğine sâhip olmaları da zarûrîdir. Zîrâ, bu yönlerden anlaşamayan
çiftler, mutlu bir hayât yaşayamazlar.

Eserin yazarı: Osman Ersan Eser: KADININ
DEĞERİ VE HAKLARI

Şaka ve İstihza






Şaka ve İstihza




"Ben şaka yaparım, fakat haktan başka bir şey söylemem" (Kenzü'l-Ummal) İran'ın büyük şairlerinden Sadi-i Şirazî, Mevlâna Celâleddin-i Rumî'yi ziyâret etmiş ve yazdığı "Gülistan" adlı kitabını da takdim etmiş. Mevlâna kitabı okuduktan sonra, Sadi merakla "Nasıl buldunuz?" diye sormuş. Mevlâna tebessüm ederek "Bînemek" yani "Tuzsuz" demiş. Böyle bir karşılığı beklemeyen Sadi bocalamış, şaşırmış, üzülmüş. Mevlâna "Helvaest" yani "Helva gibi" diyerek sözünü tamamlamış. Bu söz Sadi'nin memnuniyetine ve tebessüm etmesine sebep olmuş. Mevlâna'nın "tuzsuz" ifâdesi tahkir üslubundadır. Fakat ikinci "helva gibi" ifâdesi bir takdirdir ve "tuzsuz" sözünün şaka olarak söylendiğinin delilidir. Şaka ayrıdır, istihza (alay) ayrıdır. Fakat toplumumuzda şakayla, alayı, istihzayı birbirine karıştıran, şaka yapayım derken insanlarla alay eden, bu yüzden insanlarla

arası açılan veya insanların arasını açan insanlar oldukça çoktur. Tabii bunun yanında alaylarını, tahkirlerini nâzikçe şaka  üslubunda takdim eden insanlarımız da var. Onlar, lisan-ı halleriyle nâzikçe "Ben seninle alay ediyorum, fakat lütfen şaka olarak kabul et!" derler. Şakada muhâtabı rencide etmemek, memnun etmek, tebessüm ettirmek ön plana çıkar. Bu halde kalmak şartıyla şakalar eski tabirle latifeler dostlukları pekiştirir,

sohbetlerin daha tatlı olmasına vesile olur. Alayda, muhâtabı küçümseme, hakaret, rezil etme ön plana çıkar. Bazı şakalar üstü örtülü nâzik istihzalardır. * Yemeğe tuz atmadan yemeğin tadını alamayız, ama gereğinden fazla tuz attığımız zaman da yemeği yiyemeyiz. En lezzetli yemekler atılan tuzun kıvamıyla doğru orantılıdır.

Beşerî münâsebetlerde de mizahın, şakanın yeri tuzun yemeklerdeki yeri gibidir. Yerli yerinde şaka  yapıyorsanız, latifenin kıvamını iyi ayarlıyor, insanları tahkir etmeden tebessüm etmelerine, gülmelerine vesile

oluyorsanız siz her zaman aranan, bulunmaz bir adamsınız demektir. İnsanlarla hiç mizahda bulunmuyor, şaka

yapmıyorsanız, siz tatsız, tuzsuz, buz gibi soğuk bir adamsınız demektir. Fakat ölçüyü  kaçırıyor ve aşırı şaka yapıyorsanız, çok sulu, ciddiyetsiz, aynı zamanda ciddiye alınmaz bir şahıssınız demektir. Peygamberimizin de (asm) zaman zaman sahâbeleriyle şakalaştığı olmuştur. O'nun şakalarına baktığımızda, O'nun şakalarının

oldukça nezih ve ölçülü şakalar olduğunu görürüz. Şöyle der "Ben de sizin gibi bir beşerim, şaka yaparım." "Ben şaka yaparım, fakat haktan başka bir şey söylemem" (Kenzü'l-Ummal, hn: 8320, 8329) Şakalar, latifeler dostluğu, samimiyeti, neşeyi artırır. Fakat fazla atılan tuz yemeği  yenmez hâle getirdiği gibi, ölçüye dikkat edilmezse şakalar, dostluk ve samimiyeti de bitirir. Eskilerin dediği gibi "Latife, latif gerek". *

Şakaları şaka olmaktan çıkaran iki husus vardır. Birincisi, şaka ile alay arasındaki farkı bilmeyen kişilerin "şaka yapıyorum" diyerek muhâtapla alay edip onu tahkir etmesidir.  Bu durum muhâtabı kırar, sinirlendirir ve

onun da tahkir etmesine dolayısıyla, aranın bozulmasına sebep olur. Bu yüzden Peygamberimiz (asm) "Kardeşinle münâkaşa etme ve ona (aşırı derecede) şaka da yapma" (Tirmizî) buyurmuştur. Hz Ali de

"Şaka, kin ve düşmanlığı netice verir" demiştir. Hz. Ömer etrafındakilere "Mizaha niçin mizah denmiştir, biliyor musunuz?" dedi. Onlar "Hayır!" dediler. Şöyle dedi "Çünkü o haktan uzaklaştı (bu yüzden ona mizah

dendi.). (Arapçada "ﺡﺍﺯ" "zaha" kelimesi uzaklaşmak, ayrılmak mânâsına gelir.) Şakaları şaka olmaktan çıkaran ikinci konu da seviyesiz, münâsebetsiz insanlara şaka yapmaktır. Siz seviyeli nezih şaka yapıyor

olabilirsiniz. Fakat muhâtabınız nerede susup, nerede konuşulacağını bilmeyen biriyse, siz ölçülü bile olsanız; onlar ölçüye riayet etmez, sizin nezih şakalarınıza, kaba şakalarıyla mukabele ederler ve ortalığı karıştırırlar.

Hulâsa; etrafımızdaki insanlarla şakalaşalım, ancak şaka esnasında söyleyeceğimiz sözlerin kıvamına dikkat ettiğimiz kadar, muhâtabın kıvamına da dikkat edelim. *Burada istihza üzerinde de durmamız  gerekir. İstihza toplumlarda düşmanlıkların, ayrılıkların çıkmasının en büyük sebeblerindendir. Mü'minleri birleştirmek, kaynaştırmak Kur'ân ve sünnetin en büyük hedeflerindendir. Bu yüzden bir zehir gibi bu birliği bozma istidadında olan istihza ve istihzanın menbaı olan gurur, kibir de yasaklanmış, haram kılınmıştır. İstihzayı

kaldırmaya vesile olan şefkat ve merhamet de teşvik edilmiştir. Burada kul hakkına tecâvüz olan istihza ile

ilgili bazı âyet ve hadisleri zikredelim. Hucûrat Sûresi'nin 11. âyetinde şöyle buyrulur "Ey îman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin, belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Birbirinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir isimdir. (Bu tür fiillerden) tevbe

etmeyenler, işte onlar zâlimlerdir." "İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay hâline!" (Hucûrat, 1)
Bu konuda Peygamberimiz (asm)'in bazı  hadisleri de şöyle:
"Birbirinize hased etmeyiniz! Birbirinize öfkelenmeyiniz! Birbirinize sırt çevirmeyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu terk etmez, onu hakir görmez. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz! Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hor görmesi (veya hakaret etmesi) yeter. Her müslümanın diğer müslümana malı, ırzı ve kanı haramdır." (Müslim, Ahmed, Ebû Davud) "Müslümanların en hayırlısı, Müslümanların elinden ve dilinden selâmette kaldığı kimsedir." (Müslim)

Sahâbelerden Muaz, Peygamberimizden nasihat istemişti. Peygamberimiz dilini gösterip "Buna sâhip ol!" buyurdu. Muaz

"Yâ Resûlallah! Konuştuklarımızdan dolayı hesaba çekilecek miyiz?" dedi. Peygamberimiz ona hitaben "Anan seni kaybetsin. İnsanları yüzü koyun cehenneme düşüren bu dilleridir" buyurdu. "Haksız yere müslümana eziyet eden, Allah'ın evini yıkmış gibidir." (Taberanî) "Kim bir müslümana eziyet ederse, o bana eziyet etmiş demektir. Kim bana eziyet ederse, o da Allah'a eziyet etmiş olur." (Taberanî) "(Mahşerde) insanlarla alay eden şahsa cennetin bir kapısı açılır ve ona "Buraya gel!" denilir. Üzüntü ve gamla o kapıya gelir. Geldiği vakit kapı onun yüzüne kapatılır. Sonra ona başka bir kapı açılır ve "Buraya gel!" denilir. Yine üzüntü ve gamla o kapıya gider, kapıya yaklaştığı anda kapı yüzüne kapatılır. Bu hâl devamlı tekrarlanır. Hatta  ona bir kapı (gerçekten) açılır ve "Buraya, buraya!" denilir, fakat o (ümidini kestiğinden) kapıya gitmez." (Kenzü'l- Ummal, 8328)
"Miraca çıkarıldığımda, ateşten makaslarla derileri kesilen erkeklere rastladım. Bunlar kimlerdir yâ Cebrail?" dedim. Bunlar zina için süslenenlerdir" dedi. Sonra bir pislik çukuruna rastladım çok pis kokuyordu. Oradan acı acı bağırmalar işittim. "Bunlar kimlerdir? Yâ Cebrail!" dediğimde "Bunlar zina için süslenen ve onlara helal olmayanı yapan kadınlardır" dedi. Daha sonra memelerinden asılan bir gurup kadınlara ve erkeklere  rastladım. "Bunlar kimlerdir ey Cebrail?" deyince de "Bunlar kaş ve gözleriyle işâret ederek insanlarla alay ve

gıybet edenlerdir." dedi. Bu Allah (cc)'ın "Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı (el, kaş, göz işâretleriyle) alay etmeyi ve ayıplamayı âdet edinenlerin vay hâline." (Hümeze, 1)
âyetiyle bildirilmiştir." (Beyhaki)

Firdevs-i a'la cennetin hangi mertebesidir?, Hadisde bulunan "firdevs-i a'la" tabiri ne demektir?, Cennet içinde ayrı bir yermi?

Ravzanın kıble tarafı
Firdevs-i a'la cennetin hangi
mertebesidir?
Hadisde bulunan "firdevs-i a'la" tabiri ne
demektir? Cennet içinde ayrı bir yermi?
Cevap:
Değerli Kardeşimiz;
Firdevs: Lügatte; Her çeşit bitkiyi cem’eden
bahçe, bostan. Üzüm asmalarının
bulunduğu bahçe. Cennet, Cennette altıncı
kat.
Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Ümmü Hârise (ra),
Resûlullah'a (asm) geldi ve:
"Ey Allah'ın Resulü! Bana Hârise'den haber
ver!" dedi. -Harise, Bedir günü isabet eden
serseri bir ok sebebiyle ölmüştü.- (Kadın
devamla): "Eğer cennetteyse sabredeceğim,
değilse (dünya evinde olduğum müddetçe)
ağlamaya devam edeceğim" dedi.
Aleyhissalâtu vesselâm:
"Ey Ümmü Hârise! [Cennetin tek bir bahçe
olduğunu mu sanırsın?] Cennette bahçeler
var. Senin oğlun ise, Firdevs-i a'lâ'ya
kondu" buyurdular. [Bunun üzerine kadın
gülerek geri döndü.]" [Buhârî, Cihad 14,
Megâzî 9, Rikâk 51; Tirmizî, Tefsir,
Mü'minun, (3173).]
Ubade İbnu's-Samit (ra) anlatıyor:
"Resulullah (asm) buyurdular ki:
"Cennette yüz derece vardır. Her bir
derecenin diğer derece ile arası, sema ile
arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en
yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri
buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır.
Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i
isteyin." [Tirmizî, Cennet 4, (2533).]
Hadislerde cennetin çeşitli dereceleri olduğu
belirtildiği gibi, Firdevs cennetinin en üst
tabakayı teşkil ettiği de belirtilmektedir.
Firdevs cenneti hepsinin yukarısında,
hepsinden üstün olduğu için Allah’tan
öncelikle bunun taleb edilmesi tavsiye
edilmiştir. (Kütüb-i Sitte)
İnsanların dünyada elde ettikleri
makamlarına göre Allah (cc) ahirette farklı
cennet tabakaları yaratmıştır. Cennet'in
birçok tabakası vardır. Ayetlerde adları
geçen Cennet tabakaları, Cennet'in en
yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda
da birçok tabaka vardır. Nitekim Allah
Teâlâ'nın Nâim Cennetleri veya "Firdevs
Cennetleri" şeklindeki çoğul ifade eden
ayetleri buna delildir. Ayrıca Ümmü Hârise
hadisinde bu gerçek Hz. Peygamberin
dilinden ifade olunmuştur. Ümmü Harise
Bedir'de şehit olan çocuğu hakkında Hz.
Peygamber'den bilgi almak üzere gelmiş ve
ona Rasûlullah birçok Cennet olduğunu
belirterek, çocuğunun da "Firdevs-i Â'lâ'da"
olduğunu söylemek suretiyle teselli etmiştir
(Mansur Ali Nâsıf, et-Tâcü' el-Câmi' li'l-Usul,
fi Ahadisi'r-Rasûl, Istanbul (t.y.), V, 4033).
Buhârî'nin bir rivayetinde Hz. Peygamber,
Allah yolunda savaşan mücâhidler için
Cennet'te yüz derece (tabaka) hazırlandığını
ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi
olduğunu haber vermekte ve sözlerine
devamla "Allah'dan istediğiniz zaman
Firdevs'i isteyin... Çünkü Firdevs, Cennet'in
ortası ve Cennet'in en yükseğidir (...).
Firdevs'ten Cennet nehirleri doğar"
buyurmaktadır. (Buhârî, Cihad 4)
Aynî, "Firdevs, Cennetin ortasıdır
(vasatıdır)." cümlesini, Cennet'in en iyi yeri
veya üstünü (efdali) olarak yorumlar ve bu
görüşüne "Böylece sizi en hayırlı bir ümmet
kıldık" (el-Bakara, 2/143) ayetinde geçen
"vesetan" kelimesini delil getirir (el-Aynî,
Umdetü'l-Kârî fî Şerhi Sahihi'l-Buhârî,
Istanbul 1309, VI, 539). Çeşitli rivayetlerde
Firdevs Cenneti'nin güzellikleri dile
getirilmiştir.
Bütün ayet, hadis ve âlimlerin
yorumlarından Cennet'in birçok tabakası
olduğu anlaşılmaktadır. Bu tabakalardan
bazılarının daha yüce ve nimetlerinin daha
güzel veya daha efdal olması sebebiyle
isimleri bize bildirilmiştir. Firdevs Cenneti
mertebece en yüksek olan Cennet
tabakasıdır. (Ayrıca bkz. et-Taberi, Tefsir,
Mısır 1954, XVI. 37-8)
Cennetin kaç kat olduğu ve Kuran’da adı
geçen cennet tabakaları hakkında bilgi
almak için tıklayınız.
Allah’a emanet olunuz.

Peygamber Efendimiz'in Dış Görünüşü


Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in mihrabı 


Peygamber Efendimiz'in Dış Görünüşü
Peygamber Efendimiz’in (asm) dış görünüşü
nasıldır?
Hz. Ali (ra) Peygamber Efendimiz'i anlatırken
O’nu (asm) şöyle tavsif ederdi:
Ne aşırı derecede uzun, ne de iç içe
girmişçesine kısa idi; O, bulunduğu
topluluğun orta boylusu idi.
Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe
dalgalı idi.
Tombul yüzlü ve yumru yanaklı değildi;
yüzünde hafif bir değirmilik vardı. Mübarek
yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde
beyazdı.
Gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzundu.
Kemiklerinin eklem yerleri ile omuz başları
iri yapılı idi.
Vücudu tüysüz olup, göğsünden göbeğine
doğru inen ince bir tüy şeridi vardı.
El ve ayak parmakları kalınca idi.
Yürürken, meyilli ve engebeli bir yerde
yürürcesine ayaklarını sertçe kaldırırlar
(sürümezler) ve adımlarını genişçe atarlardı.
Bir kimseye baktıkları zaman, yalnızca
başlarını çevirerek değil, bütün vücudları ile
o tarafa yönelirlerdi.
Sırtında kürekleri arasında “Nübüvvet
Mührü” vardı. Bu O’nun (asm),
peygamberler zincirinin son halkası
oluşunun nişanesi idi.
O (asm) insanların en cömert gönüllüsü, en
doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlisi ve en
arkadaş canlısı idi.
Kendilerini ansızın görenler, O’nun (asm)
heybeti karşısında sarsıntı geçirirler; fakat
üstün vasıflarını bilerek sohbetinde
bulunanlar ise, O’nu (asm) her şeyden çok
severlerdi.
O’nun (asm) üstünlüklerini ve güzelliklerini
tanıtmaya çalışan kimse: “Ben gerek O’ndan
(asm) önce, gerek O’ndan (asm) sonra,
O’nun (asm) gibi birisini görmedim,” demek
suretiyle, O’nu (asm) tanıtma hususundaki
aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi.
Allah'ın salat ve selamı O’nun (asm)
üzerine olsun…

Tesettür farzdır



Tesettür farzdır

Sual: Dinimiz, kadının nasıl kapanacağını açıkça bildirdiğine göre bunun tartışması niçin yapılıyor? Tesettürü inkâr eden dinden çıkmaz mı? CEVAP Kadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.

Kur'an-ı kerimde genel olarak her şey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.

Kur'an-ı kerimde mealen, (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23) Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin manası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)

Bunun için Kur'an-ı kerimdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.

Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasaya göre bir hırsıza ceza veremez. Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır.

Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.

Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kur'anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

(Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mekt.Rabbani]

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyle: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış kıyafetlerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]

Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!

Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)

Hazret-i Âişe validemiz buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)

Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkâr etmek küfürdür.

Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır.

Kur'an ve Sünnet varken mezheplere uyulmaz denilebilir mi?


.
Kur'an ve sünnet

Sual: (Kur'an ve Sünnet varken mezheplere uyulmaz. Şahsen ben Allah'ın kelamını hiçbir mezhep âliminin sözüne değişmem. Onun için self servis yaparım, kendim pişirir kendim yerim. Kur'an varken başka şeye ne ihtiyaç vardır? Hadisler de böyledir. Allah’ın kelamı varken niye hadislere bakılır ki?) deniyor. Peygamberimiz ve âlimler Kur'ana aykırı mı konuşuyorlar?

CEVAP Bu safsataya mugalata, laf ebeliği denir. Şimdi demagoji deniyor. Karşısındakini yanıltmak için doğruya benzer yanlış söz demektir. (Allah'ın kelamını hiçbir mezhep âliminin sözüne değişmem) diyor, bunun aksini kim söyleyebilir? Peygamber efendimizin ve mezhep imamlarımızın bildirdiklerine uymak, başkalarının sözünü Allah'ın sözüne tercih etmek olmaz. Bu mezhepsizlerin kullandığı, alçakça demagojik bir taktiktir. Kendisi, Kur'an mealinden bir şey okuyor, bir şey anlıyor, bunun adı Kur’an oluyor, ama Peygamber efendimizin veya mezhep imamlarımızın Kur'an-ı kerimden anladığı hâşâ Kur’an’dan farklı oluyor. Bu nasıl sapıklık, akıl alacak gibi değil.

(Niye Allah kelamına değil de, başka kaynaklara bakıyorsunuz?) diyorlar. Bu dinin sahibi, peygamberi, Allahü teâlânın habibi Resulullah efendimizin veya Onun vârisleri olan mezhep imamlarımızın anladıkları Kur'an’dan ayrı bir şey oluyor da, bizim Kur'an’dan anlayacağımız nasıl din oluyor? Bizim anladığımız senet oluyor, Resulullah'ın ve onun vârisleri olan âlimlerin anladıkları nasıl sapıklık oluyor?

Din nakle dayanır, kendi anladıklarımız dinde senet olmaz. Kendi anladıklarımıza, (Kur'an böyledir) denmez. Denirse insan sayısı kadar farklı görüş meydana çıkar. Ortada din diye bir şey kalmaz.

Evde hiç kimse yok iken çıplak durmak ve çıplak yıkanmak günah mıdır?



Sual: Evde hiç kimse yok iken çıplak durmak ve çıplak yıkanmak günah mıdır?
CEVAP Evet günahtır. Çünkü yalnız değiliz. Yanımızda, bizi cin ve şeytanlardan koruyan, amellerimizi kamera gibi aletlerle kayda alan melekler vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece-gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki]

(Çıplak durmaktan sakının! Hep sizinle beraber bulunan ve yalnız cimada ve helada ayrılan hafaza meleklerinden utanın ve onlara saygılı olun!) [Tirmizi]

(Yalnızken de, avret yerinizi açmayın! Çünkü yanınızda hiç ayrılmayan [hafaza] melekler vardır. Onlardan utanın ve onlara saygılı olun.) [Eşiat-ül-lemeat]

(Gece guslederken avret yerini açmaktan sakının. Eğer sakınmayan çıkar da, onda delilik alameti görülürse, kendisinden başkasını suçlamasın.) [Hakim]

Biz her zaman Allahü teâlânın huzurundayız ama, namaza dururken Onun huzuruna çıkıyoruz deniyor. Huzura çıkılırken kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor. Allahü teâlâ, bizim yeni ve ziynetli elbisemize bakarak bize ve namazımıza değer vermiyor, kalbimize ve niyetimize bakıyor. (Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar) mealindeki hadis-i şerifte, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikram vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yaptığına bakarak, sevap veya azap verir. Buna rağmen, sırf kendimiz için, dış kıyafetimizin de düzgün olmasını, edep yerlerimizin örtülü olmasını emrediyor.

Allahü teâlâ, namazda da namaz haricinde de elbette bizi görüyor. O halde, ona isyan etmekten, terbiyesizce, edepsizce hareketlerden uzak durmamız gerekir. Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, hayâyı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlâdan utanmak, insanlardan utanmaktan daha lüzumludur.) [Tirmizi, Nesai]

(Yıkanırken örtünün! Allahü teâlâ, hayâ sahibidir. Utanıp örtüneni sever.) [Nesai]

(Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allahü teâlâdan hayâ edin!) [Tirmizi]



Not: Banyoda küvetin çevresindeki perde örtüdür. Çıplak yıkanılabilir ama avret yerleri değil vücudumuzun yan tarafları kıble tarafına gelebilir.. Duşa kabinlerdeki camlardan içi görünmemesi gerekir. Mutlaka perdelenmelidir.
Emine Kaya

Bayanların bayan pantolonu giymesi hakkında hadisi şerifler


Sual: Bayanların bayan pantolonu giymesi haram mıdır?
CEVAP Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim]

(Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir.) [İ.Ahmed]

(Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari]

(Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!) [Taberani]

Benzemek niyeti olmasa da, erkeğin boynuna kolye, koluna bilezik ve kulağına küpe takması kadınlara benzemek olur ve caiz değildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi caiz olmaz. Pantolon erkek kıyafetidir.

Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki: (Tergib-üs-salât’daki hadis-i şerifte, (Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun) buyuruluyor. Hele dar pantolon, erkeklere de caiz değildir. Çünkü, kaba yerleri dışardan belli olmaktadır. Bundan başka, kadınların pantolon giymeleri eskiden de, şimdi de İslam âdeti değildir. Dinsizlerden, İslam tesettürünü bilmeyenlerden gelmektedir. Haramlar yayılsa, yerleşseler de, İslam âdeti olamazlar. Kâfirlere benzeyenin, onlardan olacağı, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Pantolon, manto altına giyilebilir ise de, mantonun pantolon yokmuş gibi dizleri örtmesi lazımdır.)

Hadis-i şerifte örtülü olan çıplak ifadesi geçiyor. Tayt giyenler örtülü müdür? İçindeki çamaşır belli oluyor. Kaba yerleri dışardan belli olmaktadır. Pantolon da öyledir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Avret yerlerini açanlara ve başkasının avret yerine bakanlara, Allah lanet etsin!) [Beyheki]

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dualarından biri şu idi

فُجاءَةِ نِقْمَتِكَ  وَجميعِ سخَطِكَ » روَاهُ مُسْلِمٌ
İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dualarından biri şu idi:

Allah’ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.”
Müslim, Zikir 96. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 32)

AKSAM VE SABAH YAPILACAK DUALAR



.AKSAM VE SABAH YAPILACAK DUALAR

 Ibnu Mes'ud (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) aksam olunca su duayi okurdu:
 "Elhamdulillah geceye erdik. Mulk de, Allah icin geceye erdi. AIlah'tan baska ilah yoktur. Tektir, ortagi yoktur. Mulk O'nundur, hamdler 0'nàdir, O, her seye kadirdir. Rabbim! Bu gecede olacak hayri, bundan sonra olacak hayri senden taleb ediyorum. Bu gecede olacak serden ve bundan sonra olacak serlerden sana siginiyorum. Ràbbim! TembeIlikten yasliligin kotuluklerinden sana siginiyorum. Rabbim! Cehennem azabindan, kabir azabindan sana siginiyorum!"
 Ibnu Mes'ud (radiyallahu anh) devamla, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'in sabah olunca su duayi okudugunu soyledi:
 "ElhamduIiIIah sabaha erdik. Mulk de AIIah icin sabaha erdi."

Muslim, Zikr 75, (2723); Tirmizi, Daavat 13, (3387); Ebu Davud, Edeb 110, (5071).


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. DMCA.com Protection Status